2008
Akıl Tutulması
Bazen çok salakça davrandığımı hissediyorum. Bunun en son örneğini bu yakın zamanda yaşadım. Neden ya da niçin yaptığıma mantıklı bir açıklama veremediğim bir şekilde çok iyi sayılabilecek bir okul ve iş teklifini sanırım kaçırmak üzereyim.
İki ay önce İngiltere’de bir üniversiteye yarı resmi başvuru yapmıştım. Mezuniyet derecem olduğu için yüksek lisans yapmadan direk doktoraya başlayacaktım. Çalışacağım hocalarla Türkiye’ye geldiklerinde görüştüm. Adamlar bana kendini hazırla iki ay sonra senden net bir proposal isteyeceğiz dediler. Bu kadarla bitse iyi. Üniversite, yine üniversite mezuniyet ortalamam çok yüksek olduğu için beni tam burslu olarak kabul etti. Bununla da bitmedi bir de asistanlık teklif ettiler. Buda yetmedi üstüne bir de burs adı altında maaş vereceğiz dediler. Üstelik eğer çok çalışırsam 2.5 yılda aksi takdirde maksimum 3 yılda doktoramı yapmama izin verdiler. Türkiye’de istesenizde hocalar bu kadar kısa [...] Devamını okuyun
2008
Sonsuzluk Ve Birgün Arasında Ömür
“Neden, anne hiçbir şey beklendiği gibi olmadı. Neden? Neden çürüyüp gider insan sessizce acıyla ihtiras arasında parçalanarak? Ben neden hayatımı sürgündeymiş gibi geçirdim? Kendi ana dilimi konuşma şansım varken neden bu kadar seyrek döndüm ülkeme? Kendi dilim varken…Hâlâ kayıp kelimeleri bulabilecek ya da sessizliğin içinden unutulmuş kelimeleri çıkarabilecekken. Neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde? Söyle bana, anne insan neden bilmez nasıl seveceğini?”
Alexandre, böyle ifade ediyordu hep bir arayış içerisinde geçen hayatını. Ömrü boyunca aramaktan hiç vazgeçmemişti ama bir türlü ait olduğu yeri de bulamamıştı. Şimdiyse ömrünün son günlerini yaşıyordu belki de. Kaçımız cesaret edebilir ki tüm hayatıyla yüzleşmeye. Hayat, hani nasıl harcadığımızı bilemediğimiz, elimizin altında olan ama hep bir olmamışlıkla tükettiğimiz. Birisi çıksa da gösterse şu yaşadığımızı sandığımız hayatı, gözümüzün içine soksa al işte ömrünü [...] Devamını okuyun
2008
Niçin Ve Nasıl Yazarız, Yazmayı Neden Bırakırız
Genellikle yazarlar için sorulan ve aslında cevabı olmayan bir sorudur. Neden yazıyorsunuz sorusunun cevabı bir nebze olsun verilebilir fakat nasıl yazıyorsunuz sorusunun cevabı bilmem ki verilebilir mi. İzleyenleriniz varsa Yılmaz Erdoğan’nın Cebimdeki Kelimeler oyunuyla tam olarak bunu ifade etmeye çalıştığını hatırlarsınız. Bizi yazmaya iten belli sebepler varsa o zaman bu sebepler ortadan bir ihtimal kalkarsa yazmayı bırakır mıyız yoksa zaman içerisinde yazmak artık hayatımızın bir parçası, bir ihtiyacı haline gelmiş mi olur.
Bir insan durduk yere birşeyler karalamaya başlamaz elbette. Yazmaya başlamanın bir arka planı vardır, sebebini insanın kendisinin bile bilemeyeceği bir birikmişlik, belki birşeylere tepki ve herşeyinde ötesini kendini ifade edebilme imkanı.. ama mutlaka daha derin anlamlar vardır. Blogda yazdığım yazılara bakınca aslında yazmak istediğim birçok yazıyı es geçtiğimi hissettim. Gerçekten hissederek yazmadığım hiçbir yazım olmadı fakat çok kişisel bulduğum için [...] Devamını okuyun
2008
Kamyonla Dünya Turu
Esprisine söylenmiş bir söz değil inşallah ileride kamyonla dünya, hiç olmadı Türkiye turu yapmayı planlıyorum. Medyada görüyoruz emekliliğe ayrılmış zengin abiler alıyor yatı, tekneyi başlıyorlar dünya turuna. Evet tekne ve yatla deniz yoluyla dünya turu yapmak güzeldir lakin hiçbiri kamyonla yapılacak olan bir seyahatin yerini tutamaz. Ne de olsa kamyonla büyüdük, alıştık mazot kokusuna.
Babam bazen, oğlum sen okumasaydın aç kalırdın der. Düşününce babama hak veriyorum çünkü benim kafam okumak dışında başka birşey epek basmaz. En basitinden ticaret yapamam. Örneğin bu yaz arkadaşıma yardım amaçlı markette durayım dedim iki saat içerisinde, sanki beni bekliyorlardı, o kadar velet geldiki markete. Küçükken bakkaldan kaç paraye ne alacağımı tam bilmediğim zamanlarda Rahmetli Haydar amca vardı giderdim onun dükkana açardım avucumu amca bu paraya ne geliyorsa ben onları istiyorum derdim.
İşte ben markete göz kulak olurken gelen veletlerde aynen böyle yapınca içim gitti [...] Devamını okuyun
2008
Sigara Yasağına Gıcıkvari Bir Yaklaşım
Sigara yasağını oldukça genişleten kanun yürürlüğe girince özellikle sigara tiryakisi olanlar bayağı bir tepki göstermeye başlamış gördüğüm kadarıyla. Normalde yasakları savunan birisi değilimdir kimse kızmasın ama bu sigara yasağını şahsen destekliyorum. Çok mu kötüyüm bilmiyorum ama böyle düşünme sebeplerimden birisi şimdiye kadar “olm üfleme şunu yüzüme” dediğim halde gıcıklığına yüzüme sigara dumanını üfleyen arkadaşlarımdan bir nevi intikam alıyormuşum gibi hissetmemdir.
Son altı aydır televizyon izlemeyen birisi olarak önceki gün Ali Kırca’nın sunduğu Show Haber’e bir gözatma gafletinde bulundum ve ilk haberde sigara yasağıydı. Lakin Ali Kırca ve haberi yapan muhabir arkadaş mevzuyu öyle bir verdi ki özenmemek mümkün değil. Buna göre kapalı mekanlarda sigara içmek yasaklanınca özellikle mesai aralarında çalışanlar plazaların önünü hınca hınç doldurmuş ve Ali Kırca’ya göre insanlar işyeri önünde paylaştıkları sigara muhabbetleri aracılığıyla yeni arkadaşlıklar kurabilir, sevgili bulabilir ve [...] Devamını okuyun