“Sinema” kategorisindeki yazılar
Kaliteli Filmler Mi Azaldı?
Etiketler: eski filmler, film, iyi film, kaliteli film, kişisel, Sinema
Bu aralar izleyecek birşeyler bulmakta zorluk çekiyorum. Takip ettiğim birçok dizi ya bitti ya da sezon finaliyle birlikte ara verdi. Film konusunda ise çok şanslı olduğum söylenemez. Uzun süredir kaliteli filmlere rastlamaz oldum. Bir süredir izlediğim filmleri tekrar tekrar izleyip duruyorum. Gerçi bu benim için şaşırılacak bir durum değil çünkü ben herşeyin suyunu çıkaran ve sınırlarını zorlayan birisiyim.
Kaliteli Film Kendini Tekrar İzletir
Eğer filmleri iyi ve kötü diye kategorilere ayıracak olursak ben iyi filmlerin kendini tekrar ve tekrar izlettireceğine inananlardanım. Bir de öyle filmler vardır ki onlar iyi ve kötü tasnifininde dışındadır yani bahsetmeye bile gerek yoktur. İyi ve kötü ayrımı şüphesiz her kişiye göre değişir ve kişinin bir filmde bulmak istediklerine göre şekillenir.
Bir filme iyi diyebilmem için filmi izlerken kendimi filmin içerisinde hissetmem gerekir. Hemen hemen herkes bunu hissetmek ister ama bendeki bu düşünce salt bir[...]
Atonement-Kefaret Ve Sinemaya Uyarlanmış Romanlar
Etiketler: Atonement, esaretin bedeli, film, film ödülleri, Ian McEwan, James Mcavoy, Kefaret, Keira Knightley, Kitap, legends of the fall, oscar, pişmanlık, roman, Sinema, Vanessa Redgrave, yeşil yol, yönetmen
Romandan uyarlanmış olan filmlere karşı genelde bir önyargı beslerim. Ne kadar kaliteli çekilirse çekilsin romanla kitap arasındaki herzaman olumsuz manada bir fark olacağına inanıyorum. Bunun çeşitli sebepleri olabilir; romandan iyi bir senaryo çıkarılamamış olması, oyuncu seçimleri iyi yapılamaması, iyi bir yönetmen veya yapımcı ile çalışılmamış olması vs. Aslına bakıldığında bu saydığım faktörler sadece romandan uyarlanan filmler için değil genel olarak bir filmin kalitesini belirleyen unsurlar lakin ortada zaten popüler olan bir roman olduğu için bu hususlar daha bir önem kazanıyor. Kitabı okumuş birisi senaryo konusunda çok ciddi bir eleştiri ve karşılaştırma yapabilir.
Popüler bir romanı sinemaya aktarmaya kalkışan bir yönetmen bana göre ateşten gömleği giymiş ve kendisine yöneltilebilecek normalden daha eleştirilere de kapı aralamış demektir. Bu aslında sadece sinema için değil birşeyin orjinalini tekrardan ele almaya/yorumlamaya çalışan, bir şarkının yeniden yorumlanması gibi, herkes için[...]
Gece Yarısı İzlenesi Acıklı Bir Film
Etiketler: acı, anne, film, genç, hayat, hüzün, kore filmleri, Sinema, uzak doğu sineması, uzakdoğu filmleri, uzakdoğu sineması
Aklımdan ne zorum vardı bilmiyorum ama saat gecenin yarısı olmuştu ve içimden tam olarak “acıklı bir film” olsa da izlesem şimdi diye geçiyordu. Elimdeki filmlere şöyle bir gözgezdirdim ve tam ismiyle mündemiç olmuş Sad Movie(Acıklı Bir Film) filmini gördüm.
Her birinin kendine göre kalp ağrıları, sıkıntıları, keyifli anları olan dört farklı hayat. Biri aşkını söyleyememekten muzdarip, biri sevdiğini kaybetme korkusundan çaresiz, biri annesinin ölmesinden korkan bir çocuk ve bir diğeri sevdiğinin kendisini beğenmeyeceğini düşünen kalbi kırık bir kız çocuğu ve yağmurların yağmaya başlamasıyla acıya muhatap olan dört farklı hayat.
Herbirisi ayrı bir filmin, bir hikayenin konusu olabilecek dört farklı hayat oldukça usta bir şekilde o kadar güzel ekrana yansıtılmış ki film gerçekten isminin hakkını vermiş. Abartı olmadan herşeyin tadında ve kıvamında ayarlandığı bir film Sad Movie. Kalbinizi sarsacak o kadar çok olay ve[...]
Haybeden Bir Avukat
Etiketler: avukat, film, george clooney, hukuk, michael clayton, oscar, oscar adayı film, Sinema, şirket
George Clooney, sevdiğim ve başarılı bulduğum bir oyuncudur. Yakın zamanda vizyona giren Michael Clayton filmi oscar adayı bir film olma niteliğini taşıyor olsa da ben şahsen başarılı bulmadım. Filmin konusu çok orjinal olmamasına rağmen oldukça başarılı sayılabilir. Filmde büyük bir şirkete karşı girişilen hukuki mücadele anlatılmaya çalışılıyor. Anlatılmaya çalışılıyor diyorum çünkü ortada anlatılan birşey aslına bakarsanız yoktur. Clooney, filmde figürandan öteye gidemiyor ve filmin konusu derinlemesine işlenemiyor.
İlk başlarda çok sıkıcı olan film sonradan hareketleniyor ise de birşeyler olacak dediğiniz yerde film bitiyor ki o kısım beni tamamen şok etmiş durumda. Tam herşey çözülecek dediğiniz yerde çok basit bir şekilde bitiyor film. Sonu beklendiği gibi oluyor lakin oluş şekline baktığım zaman klasik bir filmden öteye gitmeyen, Clooney’i de ayıp olmasın diye koymuşlar herhalde dediğim ve tekrardan izlemeyeceğime emin olduğum bir film olarak raftaki yerini alıyor. Fazla aksiyon[...]
Bir Keresinde Yazın
Etiketler: aşk, Byung-hun Lee, darbe, kore filmleri, kore sineması, Sinema, uzak doğu sineması, uzakdoğu filmleri, uzakdoğu sineması, vizontele, yaz
Once in a summer, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle emekliye ayrılmış bir profesör ile gençlik yıllarında bir köyde tanıştığı kütüphaneci bir kız arasındaki yarım kalmış bir aşk hikayesini anlatıyor. Konusundan da kolayca anlaşılabileceği üzere Türk Sineması tadında bir film. Film 60′lı yıllarda diktatörlük döneminde geçiyor ve Yun Suk-young (Byung-hun Lee) malum olduğu üzere politik olaylara karışan bir genci canlandırıyor.
Filmde özellikle televizyonun ilk köye gelmesi anı bana direk Vizontele filmini hatırlattı. Şöyle ki televizyonu ilk gören köyün muhtarı diyebileceğim kişi televizyonda kendi yansımasını görünce “gördünüz mü beni gösterdi” diyor ki bu bana direk “Zeki Müren de bizi görecek mi” repliğini hatırlattı. Yine açık havada film izlerken öpüşme sahnesinde annelerin çocuklarının gözlerini kapatması ve sonrasında birisinin “ya bu ne biçim” film demesi çok hoşuma giden sahneler arasındaydı.