‘İktibas’ kategorisindeki yazılar
2
…Ama ne Avrupa’nın ne de Japonya’nın küresel güç konusunda Amerika’ya rakip olamayacağı gerçeği bu ülkenin liderliğinin devam edeceği anlamına gelmemelidir.
Tam tersine, Amerikan liderliğinin alternatifinin küresel anarşi olduğu bilinmeli ve Amerikan liderliğine karşı bir tehditin Amerika dışından değil, bu ülkenin içinden geleceği kavranmalıdır. Sonuç olarak, Amerika’nın asıl hassasiyetinin rakipleri tarafından somut olarak tehdit edilmesi değil, ama giderek zayıflayan kendi kültürü, moralinin bozukluğu, bölünmeleri ve Amerika’nın yerel olaylardaki etkisizliğinin dış dünyayı çürütmesi, yabancılaştırması ve devrimcileştirmesi sonucu yarattığı, kendi bünyesinden kaynaklanan soyut tehditlerdir.
Amerika’nın şu andaki küresel gücü ve yaşam tarzının çekiciliği, yakın bir gelecekte de rakipsiz olacaktır. Ancak, ondokuzuncu yüzyılda İngiltere’nin kurduğu ve yavaş bir biçimde değişen ülkelerarası hiyerarşik yapının tersine, Amerika şuan bastırılmış duyguların ve temel eşitsizliklerin farkına varıldığı bir dünyada adeta bir yanardağın tepesinde durmaktadır. Her ne kadar Amerika[...]
Devamını okuyun
0
Etiketler:
alıntı,
dost,
edebiyat,
Gabriel Garcia Marguez,
hayat,
hikaye,
kanser,
mutsuz,
ölüm,
Öykü,
tanrı,
veda
Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, altmış saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.
İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım. Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir,sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.
Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim. Gözyaşlarıyla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı[...]
Devamını okuyun
0
Eleştiri zararlı bir kıvılcımdır, öyle bir kıvılcımdır ki övünç denilen cephane deposunun patlamasına yol açar. Acımasız eleştiriler ünlü bir İngiliz yazarın roman yazmaktan vazgeçmesine yol açmıştır. İnsanları suçlamaktansa onları anlamaya çalışalım. Neden böyle davrandıklarını bulmayı deneyelim. Bu yol, eleştiriden çok daha yararlı olan sempati, hoşgörü ve sevecenlik doğurur. Çocuklarınızı eleştirmek istiyorsanız eleştirmeden önce Amerikan gazeteciliğinin klasiklerinden biri olan aşağıdaki yazıyı okuyun. Unutmayalım ki,
” Tanrı bile insanları yaşamının son gününe dek yargılamaz.”
Dinle oğlum, bunları sana sen uyurken söylüyorum. Küçücük elini yanağının altına sokmuşsun, nemli alnındaki sarı lülelerin yapış yapış ıslak. Odana bir hırsız gibi süzülerek girdim. Birkaç dakika önce kütüphanede oturmuş gazetemi okurken vicdan azabım nefes kesen bi dalga gibi üstüme geldi. Bir suçlu gibi yatağının başucuna geldim.
Neler mi düşündüm oğlum? Sabah sabah kızmıştım. Okula gitmek üzere giyinirken[...]
Devamını okuyun
0
Rasim, bir akşam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, şu satırlar yazılıydı:
“Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzağa seven bir genç kızım. Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafınızdan sevilmek ve sizin karınız olmaktır. Fakat yaşlarımız çok küçük olduğu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Şimdilik kendimi size tanıtmayacağım. Mektuplarınızı ….. adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassıp bir beybabam vardır ki, çok az sokağa çıkmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün ayaküstü görüşebiliriz. Kendimi şimdiden sevgiliniz ve nişanlınız saydığım için sizinle görüşmeyi fena ve ayıp bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canım sıkılıyor. Mektuplarınız benim için bir teselli olacaktır.”
On altı yaşına gelmiş her okul çocuğu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli[...]
Devamını okuyun
0
“Gitme” denilmesini umarak yaptığımız veya yapmayı hayal ettiğimiz ama “gitme” diyenlerin, veya diyecek olanların, hayal ettiklerimiz olmadığı eylem. Başkaları der, hep başkaları sever. Burda duruyorum şimdi ve sen yoksun ve ben gitmek istiyorum. Gidersem gitme dersin diye mi, gidersem peşimden gelirsin diye mi yoksa gerçekten bu şehri artık taşıyamadığım için mi bilmiyorum. Umutlarımın gitmek eylemi içine sığınmış olması ne acı ve “birzamanlar”dan ne kadar uzak.[via]
Yaşama sevincinin tükenip, avuçlarının arasından kayıp yitişini seyrettiğin yok oluşundur… ellerin açık, gözlerin, parmaklarının arasından kan gibi süzülen hayallerine bakakalır. Tutmak için sıksan da avuçlarını ne çare.. aralarından sızıp gider parmaklarının. Tekrar açtığında ise sadece ellerinin dokusu arasında kalan kırmızılıkları görürsün…
Hakedilmemiş yalnızlıklarında kaybolup gitmek için uzanır adımların, ellerini göğsüne silersin temizlemek adına, göğsünden tüm bedenine işler acısı… cam kırıklarına basarak yürürsün. Her adım biraz[...]
Devamını okuyun