‘Halet-i Ruhiye’ kategorisindeki yazılar
3
Etiketler:
anı,
gitmek,
gülümseme,
güzel anılar,
güzel günler,
hatırlamak,
insan,
ömür,
özlem,
özlemek,
şarkı,
şehir,
ülke,
unutmak
Bazen herşeyi hatırlamaktan muzdaribim. Şükürsüzlük olmasın ama bazen birşeyleri unutmaya ihtiyacı var insanın. Geçmişe dönüp baktığımda hayatımın en küçük ayrıntısını bile hatırladığımı farkediyorum. Eşle dostla geçirdiğim zamanlar, ilk kalp ağrım, yatılı okurken geçirdiğim yalnız zamanlar…hepsi hala canlıymış gibi hiç eksilmeden gözümün önünde öylece duruyor. Gözlerimi kapatıp biraz düşünsem çocukluk arkadaşlarımla ne konuştuğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Sevdiğim insanlarla ilgili en ufak ayrıntı bile aklımdan çıkmıyor. Birgün birisi birşey söylese ve ben “unutmuşum” desem garip biliyorum ama sevineceğim..
Unutmakla unuttuğunu sanmak arasındaki farkı ben hergeçen gün yine ve yeniden öğreniyorum. Özlediğim, tekrar yaşayamayacağımı bildiğim hem tebessüm ettiren hem de can yakan zamanları ben, “unuttum” diyerek ardımda bırakmaya çalıştım bunca zaman. Oysaki hatırlayamadığımız şeyler unuttuklarımız değildir ki her zaman. Bazen bir şarkı, içten bir gülümseme veya küçük bir söz alır insanı, zamanın içerisinde saklanan[...]
Devamını okuyun
Halet-i Ruhiye 29 Şubat 2008
0
Ferdi Tayfur her ne kadar durdurun dünyayı başım dönüyor dese de, biz bunu genelde durdurun dünyayı inecek var şeklinde söylerdik, aksine ben dünyanın hızlı dönmesini istiyorum. Zaman çabucak geçsin. Başka bir sabahta uyanayım, yüzümde başka bir ifade olsun, kimse üşümesin, açlıktan ölmesin, herkes birbirini sevsin, kimse üzülmesin, herkes mutlu olsun ya da hiç uyanmayayım, hiçbirşey görmeyeyim artık.
Bu ayaklar benden hesap soracak,
Bir düşüncenin peşinden dolaştırdım sokak sokak ,
Bu baş, bu eğilmez baş da öyle
Bazı sarhoş ,bazı yorgun
Her zaman bir yastığa hasret!
Bu ciğer de hesap soracak,
Esirgedim, güneşini, havasını
Bu ağız bu dişler, bu mide…
Ne ikram edebilirim ki bol keseden
Bu bilekler de hesap soracak,
Göz yumdum çektikleri eziyete.
Bilsem ki kimsenin parmağı yok
Bu sürüp giden işkencede;
Kılım bile kıpırdamadan bir sabah
Çekerdim darağacına[...]
Devamını okuyun
Halet-i Ruhiye 19 Şubat 2008
0
Etiketler:
balık,
balık tutmak,
çocuk,
çocukluk,
gerçek,
Hatıra,
hayal,
hayal kurmak,
huzur,
olta,
şarkı,
unutmak
Balık tutmak ortaokul yıllarımda başlayan, yapmaktan herzaman büyük keyif aldığım ve yapmayı ihmal ettiğim zamanlarda çok özlediğim bir tutkum. Özellikle ortaokul yıllarında hemen hemen hergün balık tutmaya giderdim. Annemler anlamasın diye sabah erkenden kalkıp giderdim ve öğlen olduğunda eve gelir yemeğimi yer sonra tekrar göle dönerdim. Babam bisiklet aldığı zaman eminim böyle bir üçkağıtçılık yapacağımı düşünmemiştir.
Balık tutarken ençok hoşuma giden şeylerden birisi güneş suya vurduğu zaman oluşan ışık hüzmelerinin sağa sola yansımasıydı. Hafiften esen rüzgarın yüzünüze bıraktığı o hafif serinlik ise tasvir edilecek gibi değil. Elimde olta sabahtan akşama kadar o şekilde otururdum. Balık tutmak gibi bir derdim zaten yoktu; tuttuklarımı da geri bırakıyordum. O anki sessizliği, kurduğum hayalleri ve hiç bitmeyecek gibi gelen huzuru hep anımsarım öyleki bu ruh halinin tadını hala hissederim ve ne zaman herşeyden kaçıp kurtulmak, birazcık huzur[...]
Devamını okuyun
0
Biz bu sorunun cevabını ortaokuldayken hayır olarak vermiştik. Hatta hiç unutmam sınıfımızda şehir dışından gelen memur çocukları vardı. Onur diye bir arkadaş beden eğitimi dersine spor ayakkabı giyip gelmiş. Çocuğa çok gülmüştük valla ” ulen onlarla futbol mu oynanır” diye. Peki biz ne mi giyinirdik: Karalastik.
Bu karalastikle top oynarken eğer top çok sert olursa ayağınız acırdı o yüzden biz iki kat çorap giyerek bu soruna pratik bir çözüm bulmuştuk. Peki o kadar süre o karalastiğin içerisinde kalan ayak, sizce nasıl bir hal alır. Hayal bile edemezsiniz simsiyah olurdu ayaklarımız. Eve gidince ablam kapının önünde durdurur beni,ayaklarımı güzelce yıkattırır eve öyle alırdı. Çorapların nasıl bir hal aldığını söylemeye gerek duymuyorum bile. Sonra bir de lastiklerimiz kirlendiği zaman onları güzelce yıkayıp parlatırdık. Annem hala saklıyormuş benimkileri.Bu yaz tatiline gidince gördüm.
Düşünüyorum[...]
Devamını okuyun
4
Bugün düşündüm de çok keyif veren bir kişi olmamam gerçeği kendini daha ilkokul sıralarında göstermiş. Hatırlıyorum da ilkokul üçüncü sınıfta TBMM Tv izliyordum okuldan gelip. Sonrasında üstüne bir de haberleri. Ne işime yarayacaksa. Hayatımda yazdığım ilk mektubu yine ilkokul üçüncü sınıfta Süleyman Demirel’e yazmıştım. Yine ilk komposizyonum TBMM’de milletvekillerinin kavga etmesi üzerine yazdım. Önceki akşam çok keyifli süren bir sohbetin sadece içerisinde dünyanın gittikçe dindarlaşması şeklinde bir cümle geçmesinden hareketle postmodern dünyanın gidişatıyla alakalı bir konuşma yapmaya başladım. Öyle gırgır şamata giden bir sohbetin ortasında yapılır mı bu. İngiltere’de sosyolog olarak çalışan birisiyle tanıştığımda aklıma ilk gelen şey İngiltere’de kadına karşı şiddet konusundaki çalışmalar oldu. Yine keyifli giden bir sohbet vardı ortamda ve ben sanırım sohbete turp sıktım. Bazen daha keyifli ve renkli bir kişilik olmayı istemiyor değilim ama sanırım[...]
Devamını okuyun