Into The Wild; Alexander Süperberduş’un Hikayesi

Denir ki insanın hayatını gözden geçirip, tüm yaşamıyla yüzleşmesinin en iyi yolu bir süre yalnız kalmasıdır. Ancak kendisiyle çok uzun süre başbaşa kalan insan, o kadar uzun süre kendi iç sesini duymaya tahammül edemezmiş. Nedeni ve nasılı farklı olsa da fıtratımızda var sürekli bir arayış içerisinde olma, bir kabına sığamama hali. Böyle durumlarda belkide yapılacak en iyi şey şehir ve iş hayatından uzaklaşıp bir süre kafa dinlemektir.

Sean Penn'nin yönettiği into the wild filmiin to the wild, senaryosunu Jon Krakauer (Roman yazarı) ve Sean Penn’in yazdığı ve hikayenin aslına sadık kalınarak sinemaya uyarlanan ve 1968-1992 arasında yaşamış Amerikalı gezgin Christopher McCandless‘ın üniversiteden mezun olduktan sonra tüm birikimi olan parayı hayır kurumlarına bağışlayarak Amerika’yı dolaşma öyküsünü anlatan bir film. Chris, ailesiyle sürekli sorunlar yaşayan daha doğrusu anne ve babasının hatta çevresindeki insanların yaşam tarzlarından hoşlanmayan bir gençtir. Ona göre insanlar iş, kariyer, meslek, başarı ve para peşinde koşarken hayatın asıl güzelliklerini ıskalamakta ve bu sebepten mutlu olamamaktadır.

Chris, aradığı “gerçek mutluluğa” ulaşabilmek için tüm parasını hayır kurumlarına bırakıp ailesine ve herhangi bir yakınına haber vermeden otostop yaparak Amerika’yı baştan başa dolaşmaya başlar ve yol boyunca hayatının gidişatına yön veren birçok insanla tanışır. Adını ve kimliğini gizleyen Chris daha sonra kendisine Alexander Süperberduş ismini verecektir. Kano ile Meksika’ya kaçak giriş yapmak dahil bir sürü macera yaşayan Chris, en son macerası olan Alaska’da o çok arzuladığı vahşi hayatı yaşarken 24 yaşında açlıktan hayatını kaybetmiştir. Filmde Chris’i Alaska’da gitmek istediği yere bırakan kişi (şoför) gerçek Christopher McCandless’ı Alaska’da gitmek istediği yere bırakan kişiymiş yani haliyle Christopher’ı gören son kişi. Gerçek Christopher’ın hikayesini biraz okuyunca hemen hemen filmde de hikayeye sadık kalındığını söyleyebilirim.

Yönetmen koltuğunda Sean Penn‘in oturduğu film özellikle hikaye ediliş tarzı ve Christopher’ı canlandıran Emile Hirsch‘in iyi oyunculuğuyla izleyiciye oldukça güzel ve güzel olduğu kadar da düşündürücü bir sinema keyfi yaşatıyor. 2007 yılının en iyi yapımlarından ve Oscar adayı olarak gösterilen filmin çoğunluğu Eddie Vedder imzalı olan müzikleri filme ve hikayeye ayrı bir renk ve tat katmış. 2007 yılına ait bir film olmasına rağmen nasıl gözümden kaçtığına halen inanamadığım ve oyunculuğunu çok iyi bilmediğim ama yönetmenliği ile takdirimi kazanan Sean Penn’nin bu güzel filmini mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Filmi izledikten sonra Chris’in aslında birçoğumuzun yapmak istediği ama bir türlü başaramadığı şeyleri yaptığını göreceksiniz. Son olarak çok güzel müzikleri olan bu filmden benim çok beğendiğim Long Nights isimli şarkıyı paylaşayım sizinle. Şarkıda her ne kadar “I am falling safely to the ground” diyorsa da bence “I am falling safely to life” dense daha güzel ve anlamlı olur. Chris’in son sözü ise şudur; Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir.

Sinemakategorisinde 2 Haziran 2008 tarihinde yazıldı.

feed Hoşgeldiniz. Blogda yer alan diğer yazılara gözatmak için Arşiv'e bakabilirsiniz. Yayınlanan yeni yazılardan habedar olmak için RSS Abonesi olabilirsiniz. Rss okuyucu kullanmıyorsanız Email listesine katılmanız yeterli. Teşekkürler

Arama terimleri: berduş, Chistopher McCandless, doğa, Eddie Vedder, Emile Hirsch, in to the wild, Long Nights, mutluluk, oscar, oscar adayı film, Sean Penn, vahşi yaşam

Into The Wild; Alexander Süperberduş’un Hikayesi” yazısına 10 yorum yapılmış

  1. Uzun zamandır gözüme ilişiyordu ancak hala izlemiş değilim. Bu güzel değerlendirmeden sonra sanırım artık vakti gelmiş diye düşünüyorum. Hikaye ilginç olduğu kadar da anlamlı zaten, sadece bunun için bile izlenebilir.

  2. müziği güzelmiş. uzun yolda kamyon kullanırken dinlenebilecek güzel bir parça :) en kısa sürede bu filmi indirip izleyeceğim.

  3. mutluluk hakkikaten paylaşıldığında gerçektir. yazar çok da iyi bir tespit yapmış. insanlar hep paranın peşinde koşarken maalesef mutluluğu ıskalamakta. halbuki mutluluk bir çay bardağının o esrarengiz renginde, bir çocuğun gözyaşında ya da gülümseyişinde,bir yaprak hışırtısında saklı..teşekkürler.

  4. film çok güzel gerçekten, herkese tavsiye ederim. müzikleri bir başka güzel ama kamyonda dinlenmez :)

  5. Bugün kısmet oldu filmi izlemek. Böyle yorum gibi kısıtlı yazabileceğim bir köşede değerlendirmenin ötesine çıkmak isterim, ayrı bir yazı da ben düşünüyorum. Fakat şunu söylemeden geçemeyeceğim ki; uzun zamandan beri insan olarak kendimi ayrı bir dinginlik içinde dinleme eksikliği çektiğimi, bazı “tekdüze” ancak hayati kavramları unuttuğumu fark ettirdi bana.

  6. ayrı bir yazı yazmanız iyi olur aslında. çünkü özellikle son zamanlarda yazdığım film eleştirilerinde zaman sıkıntısından dolayı çok fazla derinlemesine birşey yazamıyorum. o sebepten bu filmin eleştirisini bir de sizden okumak güzel olacaktır. beğenmenize sevindim filmi. önümüzdeki ay büyük ihtimal tekrar izleyeceğim bu filmi :)

  7. tesekkur ederim demek halen aklinizda :) onumuzdeki hafta kitabini almayi planliyorum. yazinizi insallah haftasonu okumaya calisacagim.

  8. yıllardır insanın mutlu olabilmesi için o yaban ilkel haline geri dönmesi gerektiği diyalektiğini yapıyorum.. bütün bunları düşünürken kurusawa’nın dersu uzala’sını izleme şansı buldum ve kısa bir süre sonra christopher mccandless’ın hikayesi :)para ve bizi mutsuz kılan gereksinim sandığımız zırvalıklara sahip olma mücadelesi bizi sistemin işleyen bir dişlisi haline getirdiğini hisetmek ne acı verici…

Atıfta Bulunanlar:

Yorum yapın

Name Email Website URI

Lütfen: Yorumlarınızın hakaret, küfür, argo veya saldırganvari ifadeler içermemesine dikkat edin. Paragraflar arasında satır boşluğu bırakarak yazmaya ve yorumlarınızın yazıyla alakalı olmasına lütfen özen gösterin. Noktalama işaretlerinden sonra lütfen boşluk bırakın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.