Genelkurmay’ın Yaptığı Açıklamalar Üzerine
Sizi bilmem ama şahsen ben, Genelkurmay’ın şu ana kadar yakın zamanda meydana gelen terör olaylarıyla ilgili olarak yaptığı açıklamaların hiçbirini tam anlamıyla tatmin edici bulmadım. Dünyada belki bu sözü söyleyecek son kişi bendim ama Genelkurmay Başkanımızın açıklamasını da dinledikten sonra başka türlü düşünme imkanım kalmadı.
Ben, Genelkurmay Başkanından veya Hükümet’ten son zamanlardaki terör saldırılarında Genelkurmay’ın ihmali olduğu şeklinde haber yapan Taraf gazetesinin seceresini, niyetlerini tespit etmesini beklemiyordum ki kendileri kalkıp Taraf gazetesini “dolaylı yoldan teröre destek vermekle” suçladılar. Velev ki Taraf Gazetesi gerçekten kötü bir gazete ve bu haberler de bilinçli yapılmış olsun bu yapılan açıklamaların hiçbirisi bu iddialara cevap niteliğinde değil ki. Bu görüntüleri Taraf gazetesine kimin servis ettiği, kimin sızdırdığı da beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Bu Genelkurmay’ın kendi iç problemidir ve beni hiç ilgilendirmez. Ben, her Türk vatandaşı gibi basit ve sıradan cevaplar bekledim hepsi bu. Ancak Genelkurmay Başkanımız maalesef, o her zaman arkasına sığınılan “Türk ordusunu yıpratmaya yönelik eylemler” klişesini yinelemekten başka birşey söylemedi. Siyasilerin, en iyi savunma saldırıdır mantığıyla yaptığı, Başbakanımız sık sık yapıyor bunu, konuşmaya benzer bir konuşmaydı. Genelkurmay Başkanımızın söylediklerinde haklılık payı yok mu elbette var ancak bazen söylediğinizden çok onu nasıl söylediğiniz önemlidir. Orduyu yıpratmaya çalışanlar yok mu elbette var ancak her yapılan eleştiriyi bu şekilde değerlendirmek de doğru değildir.

Bu ülkede Genelkurmay Başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı veya üst düzey herhangi bir devlet görevlisi olmak bu kimseleri herhangi bir Türk vatandaşından ne daha milliyetçi ne de daha vatansever yapar. Devlet, vatandaşlarının ülkelerine olan bağlılıklarından şüphe duymaya başlarsa o ülkeye zarar vermek için artık teröriste gerek kalmamış demektir. Devlet görevlilerinin hata ve ihmallerinin olduğunu düşünmek ne zamandan beri yanlış birşey oldu. Üç tarafı denizlerle dört tarafı düşmanlarla çevrili bir ülkeyiz, birlik ve beraberlik önemlidir diye hükümet politikalarını eleştirme, aman teröristler başarılı gözükür diye askeri eleştirme, terörle mücadeleyi eleştirme… Sizi bilmem ama bazen salak yerine mi konuyoruz diye düşünmüyor değilim. Bundan sonrasını Mümtaz’er Türköne güzel tespit etmiş.
Birincisi: TSK’nın sevk ve idaresinde ortaya çıkan zaafları eleştirenlerin tamamı, PKK terörünü lanetleyenlerdir. Ordu, PKK terörü ile mücadele ettiği için değil, uygun ve yeteri kadar edemediği için eleştirilmektedir. PKK gibi amacı bile kalmamış bir taşeron terör örgütünü, sanki bir rekabetin galibi gibi “başarı” kriteriyle değerlendirmek kimsenin aklından geçmez. Terörle mücadelede taktik ve koordinasyon eksikliklerinden söz etmek, PKK’yı “başarılı” bulmak demek değildir.
İkincisi: Ordumuzun, tek tek bütün mensuplarının, hatta savaşta sefere çağrılacak olan her vatandaşın kahramanlığından hiç kimsenin şüphesi olamaz. Kahramanlık, ölümü bile göze alıp vatanı savunmaktır. Eleştiri konusu yapılan, ordumuzun kahramanlığı değil sevk ve idaresidir. Sevk ve idare zaaflarını hiçbir kahramanlık türü düzeltemez. Diğer taraftan, dünyanın en büyük ordularından birini, elinde kalemden başka bir şeyi olmayanların eleştirebilmesini de cesaret ve bir tür kahramanlık olarak görmek gerekmez mi?
Üçüncüsü: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sevk ve idaresini her türlü eleştiriden masun tutmak akla ve bilime aykırıdır. İnsan zekasının, eğitimin, modern savaş araç ve gereçlerini kullanmanın ve farklı askerî uzmanlık alanlarında koordinasyonun bir araya gelmesinde elbette eksikler ve zaaflar ortaya çıkabilir. “Kurum” sıfatından anlaşılacağı üzere bütün devlet kurumları gibi ordu da bürokratik bir kurumdur. Kurumlar eleştirilir, eleştirilmelidir. Ordunun savaş kabiliyetini yüksek tutmanın yolu, bu eksikliklere yönelik eleştirilere açık olmaktır. Mükemmelliğe, eleştiri olmadan varılamaz. Her türlü eleştiriye kapalı ve yapılan eleştirileri sert tepkilerle engellemeye çalışan bir ordu, kamuoyu nezdinde itibar kaybeder. TSK’nın itibarını makûl açıklamalarla vatandaşları tatmin ederek korumak, kurmay heyetinin görevidir. Ordu, kendi halkına yabancılaşmamalıdır.
Dördüncüsü: Türkiye’nin terör belası ile baş edebilmesi için sakin, soğukkanlı ve akılcı çareler ve çözümler üretmesi gerekir. Her ne sebeple olursa olsun gerginlik bu ülkeye zarar verecektir. Türkiye’nin bir terör sorunu var. Bu sorunla mücadeleye, bu açıklama nasıl bir katkı sağlamıştır?
Bir tane de ben ekleyeyim: Hiç kimsenin cephede çarpışan Türk askerinin büyük kahramanlık gösterdiğinden en ufak şüphesi yoktur. Verdiğimiz şehitlerin ardından niye bu kadar şehit verdik, acaba tedbir alsak başka türlü olur muydu demek, şehit olan bu evlatlarımızın kahramanlığını gözardı etmek değildir. Bu tür değerlendirmelere ”siz, askerimizin göstermiş olduğu kahramanlığı gözardı mı ediyorsunuz” şeklinde cevap vermek, Türk Milleti’nin yumuşak karnına vurmaktır, kanayan yarasına tuz basmaktır.
*Not: Eğer Sayın Başbakan çıkıp bu konuda Genelkurmay ile ters düşseydi, medya önünde acaba ihmal var mı diye soru sormaya kalksaydı, bunu açık söylüyorum, yadırgardım ve çok yanlış birşey yaptığını düşünürdüm. Böyle şeyler konuşulacaksa kapalı kapılar ardında konuşulmalıdır. Bu nokta ayrı bir mevzu.
Hoşgeldiniz. Blogda yer alan diğer yazılara gözatmak için Arşiv'e bakabilirsiniz. Yayınlanan yeni yazılardan habedar olmak için RSS Abonesi olabilirsiniz. Rss okuyucu kullanmıyorsanız Email listesine katılmanız yeterli. Teşekkürler
Rastgele Yazılar
Yorum yapın
Lütfen: Yorumlarınızın hakaret, küfür, argo veya saldırganvari ifadeler içermemesine dikkat edin. Paragraflar arasında satır boşluğu bırakarak yazmaya ve yorumlarınızın yazıyla alakalı olmasına lütfen özen gösterin. Noktalama işaretlerinden sonra lütfen boşluk bırakın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.