‘yabancı dil’ etiketli yazılar
2
Herhangi bir dilden tercüme yapmak çevirinin konusuna göre değişmekle birlikte o kadar kolay birşey değildir. Özellikle çeviri yaptığınız konu hakkında bilginiz yoksa ya da teknik bir konu söz konuysa o zaman işiniz oldukça zordur. Ben bu konuda özellikle şiir çevirisi yapan kişilere hayranımdır.
Bir edebi eserde, eserin anadilinde sahip olduğu duyguyu eseri çevirisinden okuyan kişiye verebilmek için ilk başta o eserin çok iyi bir özümsenmesi gerekir. Bundan sonra çeviri yapacak olan kimsenin söz konusu her iki dilinde inceliklerine vakıf olması gerekir ki güzel bir çeviriye imza atabilsin.
Böyle bir konu nerden çıktı ona gelecek olursak. Merkez Bankalar’ının para politikasından nihai amaçlarının ne olması gerektiğine ilişkin bir makalenin belli bir bölümünü çevirme girişiminde bulundum. Çevirmesine çevirdim ama ondan sonra oturup tekrar okuyunca acaba ekonomide böyle bir ifade var mıdır diye düşünmekten[...]
Devamını okuyun
Havadan-Sudan 23 Ocak 2008
2
Akıcı ingilizce konuşmanın en önemli şartı kendine güvendir. Yeterli özgüveniniz varsa az ya da çok ingilizce konuşmaya başlayabilirsiniz. Bir de bu özgüven mevzuunu abartanlar var. Bunun en büyük örneğini şimdiye kadar Fatih Terim hocamızda gördüm. O nasıl bir özgüven nasıl bir kendinden emin olma halidir Fatih Hocam, ingilizceyi katlediyor olmanıza rağmen basın toplantısında derdinizi anlatabiliyorsunuz. Sanırım Hocam, dilbilgisini es geçerek doğrudan mesaja odaklanmış.
Konuşmasında “in the tabela”,”okazyon”,” I don’t want to see the back, I want to see the front ” gibi ifadelere rastlamak mümkün. Hele “What can I do” demiyor mu bitiyorum o kısma. O nasıl bir “Sometimes” demektir. Büyüksün Fatih Hoca.
Asıl komediye gelince. Önceki gün Almanca Hocasına derdimi anlatabilmek için ingilizce konuşuyorum. Sarıl Sandalye Projesi hakkında konuşurken “adam evinin duvarına tabela asmış” diyecektim. O an irticalen tabela kelimesini[...]
Devamını okuyun
Havadan-Sudan 18 Ocak 2008
2
Kaç gündür uzakdoğu filmleri izliyorum ve mümkün olduğunca konuşulanlara da dikkat etmeye çalışıyorum. O değilde bu nasıl bir dildir ki tek bir kelime bile öğrenemedim. Ya bu uzakdoğu dillari çok zor ya da ben de bir sıkıntı var. Tek öğrendiğim “evet” ve “hayır” demek oldu. Almanca ve İngilizcenin gözünü seveyim ben.
Devamını okuyun
0
İngilizce öğrenmeye başladığımda ilk sözlüğü açıp baktığım kelime “vazgeçmek(give up)” ve “kaçınılmaz(inevitable)” kelimeleriydi. Almanca’da da aynısını yaptım ve bu iki sözcüğe baktım. Vazgeçmek (aufgeben) ve kaçınılmaz (das Unvermeidliche). Hayatımda bu iki kelimeyi de nedense çok seviyorum. Sadece tesadüf mü bilmiyorum ama insan durduk yere böyle derin anlamlara sahip olabilecek kelimelere neden ilgi gösterir ki?
Devamını okuyun
0
Almanca olayını söktüm sanırım. Bugün hoca arkadaşa, Wann bist du geboren?(Ne zaman doğdun) diye soru sormamı istedi bende sordum. Arkadaş anlamadığı zamanda türkçe olarak “ne zaman gebereceksin(töbe töbe)” onu soruyorum dedim. İşin esprisi bir tarafa Almancayı ingilizce ile kıyaslarak gittiğim zaman öğrenmesi daha kolay oluyor. Diğer türlü çok sıkıcı oluyor ve ister istemez ezber gerektiriyor.
Devamını okuyun