‘alıntı’ etiketli yazılar

28
Nisan
2008

Benim Kaderimin Bir Benzeri Yok Düşüncesi

Ah insan ne kadar fani, kendi varlığına apayrı bir kesinlikle inansa da, varlığıyla sevdiklerinin ruhunda apayrı bir etki yapsa da hatıralardan silinmek, çekip gitmek zorunda ,üstelik mümkün olduğu kadar çabuk!
Bir daha uyanmamayı dileyerek, bazen de umarak yatağa uzandığımı Tanrı biliyor; ve sabahları gözlerimi yeniden açınca yeniden güneşi görüyor, içerliyorum. Ah, delidolu olabilsem, suçu havaya, bir üçüncü şahsa, bozuk giden bir girişime atabilseydim, böylece isteksizliğin dayanılmaz yükü biraz olsun beni rahatlatırdı. Yazıklar olsun bana! Bütün suçun ben de olduğunu tüm gerçekliğiyle hissediyorum.-Ama bu suç değil! Bütün mutluluğun kaynağı gibi, bütün kederlerin kaynağının da içimde gizli olması yetmez mi? Bir zamanlar her adımda bir cennetle karşılaşan , duyguların bütün arzuları içinde savrulan, bütün dünyayı sevgi dolu kucaklayacak bir kalbi olan insanla aynı kişi değil miyim ben artık?
Bazen “Senin kaderinin bir[...]

Devamını okuyun
24
Nisan
2008

Çocuklar Dünyanın En Mutlu Varlıklarıdır

Çocukların “Neyi, niçin istediklerini bilmedikleri” hususunda bütün iyi eğitilmiş öğretmenler ve eğitmenler hemfikirdir, ancak yetişkinlerde çocuklar gibi yeryüzünde nereden gelip nereye gittiklerini bilmeden dolaşıyorlar. Onlar da, çocuklar gibi gerçek ereklerini, bisküvi, çörek ve kızılcık sopasıyla yönetilerek öğreniyorlar, bu somut gerçeği sanırım kimse kabul etmek istemiyor.
Sana hoş bir itirafta bulunayım; bana burada “insanların en mutluları, bütün gün oyuncak bebeklerini gittikleri her yere beraberlerinde götüren, oyuncaklarını soyup yeniden giydiren ve byük bir dikkatle annelerinin şekerlemeleri kilitli tuttuğu çekmecenin etrafında parmaklarının ucuna basarak dolaşan, en sonunda istenilen ele geçince koca bir parçayı zevkle tıkınan ve ardından daha yok mu? diye bağıran çocuklar gibi yaşayanlardır”, demek istediğini biliyorum. Çocuklar gerçekten mutlu varlıklar. İğrenç uğraşlarına ya da tutkularına şaşalı ünvanlar veren ve bunları, insanlığı sağlık ve mutluluğa kavuşturak büyük esermiş gibi sunanlar da mutludur[...]

Devamını okuyun
06
Şubat
2008

Vazgeçmek vs Zayıflık

Giving up doesn’t always mean you are weak…Sometimes it means that you are strong enough to let go. Vazgeçmek her zaman zayıf olduğunuz anlamına gelmez. Bazen bırakmak için yeterince güçlü olduğunuzu gösterir.(Anonim)

Devamını okuyun
02
Şubat
2008

Mutsuz Bir Şekilde Artık Ölebilir Miyim

Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, altmış saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.
İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım. Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir,sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.
Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim. Gözyaşlarıyla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı[...]

Devamını okuyun
04
Ocak
2008

Cemil Meriç-Yabancılaşmak

“Yaşamak veya yaşamamak. Yıllardır bu iki zıt arzunun pençesindeyim. Hayat, acılarımın sisli camı arkasında kâh bir kâbusa, kâh bir heyulaya benziyor. Bazen komedilerin en adisi. Bazan trajedilerin en dayanılmazı. Ve içimdeki cehennemden habersiz bir dünya..
Kitaplardı benim oyuncağım. Onları elimden aldılar. Önce insanlar aldı, sonra kendileri kaçtılar benden. Ve kadınlar ki, ölüm kadar güzeldiler..
Duyguları kapıda bekletiyorum. İçerde yabancılar var. Kapıyı açtığım zaman, kimseyi bulamıyorum dışarda..
Yasamak bir fırtınaya kapılmak, yanmak, ağlamak yani sevilmek. Yaratmaksa mumyalaşmak, fırtınanın yani hayatın dışında kalmak yabancılaşmaktır.” (Cemil Meriç, Jurnal 2, s.141-142) [via]

Devamını okuyun