Barış Gazeteciliği
Doç Dr. Süleyman İrvan tarafından yazılan “Barış Gazeteciliği” adlı makale, yurtdışında bu alanda yapılmış olan çalışmalar ışığında bu gazetecilik tarzına ışık tutacak nitelikte oldukça güzel bir yazı. Yazının devamında bir kısmını bulabileceğiniz bu makaleyi sadece “gazetecilik” nazarıyla okumaktansa çevremizde olup biten olayları değerlendirmede başvuracağımız kriter ve hassasiyetler olarak görüp öyle değerlendirmek eminim çok daha faydalı olacaktır. Oldukça ilginç ve bir o kadar da doğru tespitlerin yer aldığı bu makalenin tamamına burdan ulaşabilirsiniz. Özellike “gazeteci tarafsız olamaz ve olmamalıdır da ancak önemli olan neye, nasıl taraf olduğudur” teması oldukça orjinal bir yaklaşım olmuş.
Barış gazeteciliği, çözüm gazeteciliğidir
Barış Gazeteciliği’ni basitçe barış yanlısı gazetecilik olarak tanımlamak yeterli değildir. Barış Gazeteciliği, çatışmaları şiddete başvurmadan ortadan kaldırmak için çözüm arayan gazetecilik anlayışıdır. Jake Lynch, barış gazeteciliğini, çatışmaların tüm taraflarını ve tüm sorunları tartışma masasına getiren ve sadece dolayımcı değil, aynı zamanda aktif katılımcı olan bir gazetecilik anlayışı olarak tanımlamaktadır. Bu tanımlama bizi, taraflılık tarafsızlık tartışmasına götürür. Geleneksel gazetecilik değerlerinin en önemlilerinden birisi olduğu kabul edilen gazetecinin tarafsızlığı düşüncesi, barış gazeteciliğinin asla benimsemediği bir duruştur. Barış gazeteciliği tarafsızlığı reddeden bir gazetecilik anlayışıdır.
Aslında evrensel gazetecilik etiği ilkeleri, gazetecinin tarafsızlığının değil, taraf olması gerektiğinin altını çizmektedirler. Burada ne demek istediğimi birkaç ilkeden söz ederek anlatmak istiyorum. Örneğin, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayımladığı “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi”nin gazetecinin temel görevleri ve ilkeleri bölümünün üçüncü maddesi aynen şöyledir: “Gazeteci, başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. Irk, etnisite, cinsiyet, dil, milliyet, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını (veya inançsızlığını) doğrudan saldırı konusu yapamaz. Gazeteci, her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtıcı yayın yapmamaya özen gösterir.”
Barış gazeteciliği şiddete değil, çatışmaya odaklanır
Şiddetle çatışma aynı şey değildir. İki kişi arasında fikir uyuşmazlığı olabilir, ancak bu fikir uyuşmazlığı şiddete başvurmadan da giderilebilir. Savaş gazeteciliği şiddete odaklıdır. Ölü, yaralı sayıları, kim kazanıyor, kim kaybediyor vb üzerine vurgu yapar. Barış gazeteciliği ise şiddetin önlenmesi için neler yapılması gerektiği üzerinde durur, fikir ayrılıklarına odaklanır ve tüm farklı fikirlerin kendilerini duyurmalarına aracılık eder.
Barış gazeteciliği “kazan kazan” mantığını benimser
Savaş gazeteciliği anlayışında bir amaca odaklı iki taraf vardır. Doğal olarak, sonuçta bir taraf (“biz”) kazanacak diğer taraf (“öteki”) da kaybedecektir. Barış gazeteciliği anlayışı, kaybet-kazan anlayışına dayalı çözümlerin barış getirmediğinin, bir tarafın mutlu diğer tarafın mutsuz olduğu çözümlerin yine şiddete yol açtığının bilincindedir.
Barış gazeteciliği doğruluk odaklıdır
Savaş gazeteciliği anlayışı, “biz”im tarafın sözcüsü gibi hareket eder ve savaşlarda bir propaganda aygıtına dönüşür. Barış gazeteciliği ise tüm tarafların yalanlarını açığa vuran, haberde doğruluk odaklı bir gazetecilik anlayışıdır.
Barış Yanlısı Habercilikte Temel İlkeler
Barış Gazeteciliği’nin iki önemli ismi Jake Lynch ve Annabel McGoldrick’in belirlediği 17 ilke, gazetecilerin ne yapmaları ve ne yapmamaları gerektiğini oldukça açık biçimde anlatmaktadır:
1. Bir çatışmayı sadece iki tarafın çatışması gibi göstermekten kaçının. Çünkü, iki tarafın çatışması gibi gösterildiğinde bunun mantıksal sonucu birinin kazanması ve diğerinin kaybetmesidir. Barış yanlısı bir gazetecinin yapması gereken, iki tarafı farklı amaçlar peşinde koşan pek çok küçük gruba ayırarak, yaratıcı çözümlere kapı aralamaktır.
2. ‘Ben’ ve ‘öteki’ gibi keskin ayrımlar yapmaktan kaçının. Böyle yapıldığında, diğer taraf bir “tehdit” ya da “düşman” olarak kurulacak ve bu da şiddeti haklılaştırmada kullanılacaktır. Bunun yerine, “ben” içinde “öteki”ni, “öteki” içinde “ben”i arayın. Eğer bir taraf kendisini “iyi çocuk” olarak sunuyorsa, davranışlarının “kötü çocuğun” davranışlarından gerçekte ne kadar farklı olduğunu sorgulayın.
3. Çatışma sanki sadece şiddetin meydana geldiği zamanda ve yerde varmış gibi davranmayın. Bunun yerine, çatışmanın başka yerlerde şimdi ve gelecekte insanlar için sonuçlarını ve bağlantıların izlerini sürmeye çalışın. Sonuçtan kimler kazançlı çıkacak, kimler kaybedecektir?
4. Bir şiddet eylemini ya da şiddet politikasını sadece görünür etkileri açısından değerlendirmeyin. Bunun yerine, örneğin psikolojik tahribat ve travmanın uzun dönemli sonuçları gibi, şiddete maruz kalanların gelecekte başka insanlara ya da bir grup olarak başka gruplara veya başka ülkelere şiddet uygulayacağı ihtimali gibi,şiddetin görünmeyen etkileri hakkında da haber yapma yollarını arayın,
5. Tarafları, sadece liderlerinin ağzından bildik talepleri ya da pozisyonları içeren açıklamalarla tanımlamaktan kaçının. Bunun yerine, daha derinlikli hedefler güderek, gündelik hayatta insanların çatışmadan nasıl etkilendiğini, insanların neyin değişmesini istediklerini, arzulanan değişikliklerin gerçekleşmesinin tek ya da en iyi yolunun liderlerin vurguladığı yol olup olmadığını sorgulayın. Bu yöntem, tarafların amaçlarını daha iyi belirtmesine yardımcı olacak ve daha yaratıcı sonuçlar alınmasını kolaylaştıracaktır.
6. Sürekli olarak tarafları birbirinden ayıran farklılıklara, farklı taleplere odaklanmaktan kaçının. Bunun yerine, ortak zemin yaratabilecek sorular sormaya, bazı amaçların paylaşılabileceğini gösteren haberler yazmaya çalışın.
7. Sadece şiddet eylemlerini haber yapmaktan ve “vahşet”i betimlemekten kaçının. Eğer başka her şeyi dışlarsanız, şiddetin tek açıklamasının daha önceki şiddet olduğunu ima etmiş olursunuz (intikam). Tek çare daha fazla şiddet uygulayarak düşmanı cezalandırmaktır.
8. Şiddetin sorumlusu olarak birisini suçlamaktan kaçının. Bunun yerine, ortak sorunların nasıl hiçbir tarafın arzulamadığı sonuçlara yol açabileceğini görmeye çalışın.
9. Sadece bir tarafın acılarına, korkularına ve üzüntülerine odaklanmayın. Böyle bir odaklanma, tarafları “caniler” ve “kurbanlar” şeklinde ayırır ve çözümün canileri cazalandırmaktan geçtiğini ima eder. Bunun yerine, tüm tarafların acılarının, korkularının ve üzüntülerinin eşit derecede haber değeri taşıdığı bir yaklaşımı benimseyin.
10. “Yoksun”, “perişan”, “savunmasız”, “acıklı”, “trajedi” gibi kurbanlaştırıcı sözcükler kullanmaktan kaçının, çünkü bunlar sadece insanlara ne olduğunu ve onlar için ne yapılabileceğini anlatır. Bu tür bir dil bu insanları güçsüzleştirir ve değişim seçeneklerini sınırlar. Bunun yerine, insanların neleri yaptıklarını ve neleri yapabileceklerini haberleştirin.İnsanların sadece ne hissetiklerini değil, sorunla nasıl başettiklerini ve ne düşündüklerini de sorun. Varsa çözüm önerilerini dinleyin. Sıradan insanların da soyadları olduğunu unutmayın.
11. İnsanlara ne olduğunu betimlerken değer yüklü sözcükleri özensiz kullanmayın.
* “Soykırım” sözlük anlamıyla bir toplumun tamamının yok edilmesidir. Birleşmiş Milletler’e göre, yarım milyondan fazla insanın öldürülmesi soykırım sayılmaktadır.
* “Trajedi” bir dram biçimdir. Özgün Yunanca anlamıyla bir kişinin mahvolma nedeninin onun kusuru ya da zayıflığı olduğunu anlatır.
* “Suikast” devlet başkanının öldürülmesidir.
* “Katliam” silahsız ve savunmasız oldukları bilinen insanların bilinçli biçimde öldürülmesidir. İnsanların silahlı bir çatışmada ölüp ölmediklerini bilmek zorundasınız.
Acıları önemsizleştirmeyin, ancak en sert sözcükleri en vahim durumlar için saklayın, aksi halde hem daha vahim olayları açıklayacak sözcük bulmakta zorlanacaksınız hem de şiddeti tırmandıran orantısız tepkilerin meşrulaştırılmasına yardımcı olacaksınız.
12. “Saldırgan”, “zalim”, “cani”, “vahşi”, “barbar” gibi şeytanlaştırıcı sıfatlar kullanmaktan kaçının. Bu sıfatlar bir tarafın yaptığını diğer tarafın gözünden betimlemeye yarar. Gazeteci bunları kullandığında taraf haline gelir ve şiddetin tırmanışını haklılaştırmaya yardım etmiş olur.
13. “Terörist”, “aşırı” “fanatik”, “köktendinci” gibi sıfatlar kullanmaktan kaçının. Çünkü, bu sıfatlar daima “biz”im “öteki”lere ilişkin tanımlamalarımızdır. Hiç kimse kendisini tanımlamada
bu sıfatları kullanmaz. Dolayısıyla bir gazeteci bu sıfatları kullandığında taraf tutmuş olur. Bu sıfatlar atfedilen kişinin mantıksız hareket ettiğini, dolayısıyla böyle bir kişiyle müzakere yapmanın anlamsız olduğunu ima eder. Bunun yerine, kişilerin kendilerine verdikleri isimleri kullanın ya da betimlemelerinizde daha özenli olun.
14. Sadece bir tarafın yaptığı insan hakları ihlallerine, işlediği suçlara odaklanmayın. Bunun yerine, çatışmada yanlış yapan tüm tarafları haberleştirin, tüm suçlamaları ve iddiaları aynı ciddiyetle değerlendirin. Suçlama ve iddiaları ciddiye almak, bunların doğru olduğunu kabul etmek değil, iddiaların varlığını kanıtlamak için eşit derecede çaba göstermek, kurbanlara eşit derecede saygı göstermek ve yanlış yapanları bulup cezalandırmaya eşit derecede önem vermek anlamına gelmektedir.
15. Fikirleri ve iddiaları olgusal doğrularmış gibi göstermekten kaçının. (Örnek: Doğu Timor’daki katliamdan sorumlu olduğu söylenen Eurico Guterres….). Bunun yerine, izleyiciye/okura kimin ne söylediğini söyleyin. (Örnek: Üst düzey Birleşmiş Milletler görevlisi tarafından Doğu Timor’daki katliamın sorumlusu olmakla suçlanan Eurico Guterres…). Böyle yaptığınız takdirde, çatışmada bir tarafın diğer taraf hakkında ileri sürdüğü iddialara katılmadığınızı gösterirsiniz.
16. Askeri zafer ya da ateşkes getirecek belgelerin liderler tarafından imzalanmasını, mutlaka barış getirecek şeklinde değerlendirmekten kaçının. Bunun yerine, hala çözümlenmemiş ve gelecekte insanları şiddete başvurmaya yöneltebilecek sorunlar kalmışsa, onları haber yapın.
17. Sadece ‘bizim’ taraftaki liderlerin çözüm önerilerini beklemeyin. Bunun yerine, nereden gelirse gelsin tüm barış girişimlerini değerlendirin. Bakanlara, örneğin, sıradan insanlar tarafından kurulan örgütlerin fikirleri hakkında ne düşündüklerini sorun. Egemen kokonumlarla uyuşmuyor diye farklı öneriler sunan barış girişimlerini görmezden gelmeyin.
Hoşgeldiniz. Blogda yer alan diğer yazılara gözatmak için Arşiv'e bakabilirsiniz. Yayınlanan yeni yazılardan habedar olmak için RSS Abonesi olabilirsiniz. Rss okuyucu kullanmıyorsanız Email listesine katılmanız yeterli. Teşekkürler
Rastgele Yazılar
Yorum yapın
Lütfen: Yorumlarınızın hakaret, küfür, argo veya saldırganvari ifadeler içermemesine dikkat edin. Paragraflar arasında satır boşluğu bırakarak yazmaya ve yorumlarınızın yazıyla alakalı olmasına lütfen özen gösterin. Noktalama işaretlerinden sonra lütfen boşluk bırakın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.