Zor Şartlar Altında Sanat İcra Etmek
Vakti zamanında ziyaretine gittiğim bir arkadaşımın, kullanılmış su şişelerini, elbise dolabının üzerinde biriktirdiğini görünce, merak içerisinde sormuştum: “Azizim, nedir bu hal!”. Hüzünlü bir ses tonuyla “sorma” dedi ve ekledi: “Malumunuz, zor şartlar altında sanat icra ediyoruz”1.
Türkçe’de yerleştirme ya da enstalasyon2 sanatı olarak bilinen ve Wikipedia’ya göre
Yerleştirme ya da enstalasyon, geleneksel sanat eserlerinden farklı olarak, çevreden bağımsız bir sanat nesnesi içermeyip belirli bir mekân için yaratılan, mekânın niteliklerini kullanıp irdeleyen ve izleyici katılımının temel bir gereklilik olduğu sanat türü. Kapalı veya açık mekânlarda yapılabilir.
şeklinde tanımlanabilecek bu sanat dalı üzerine bir iki şey söylemek istiyorum. Madem ki, bu ülkede herkes, bildiği bilmediği her konu üzerine konuşabiliyor; türkücüler oyuncu, her önüne gelen şarkıcı, sesi en çok çıkan haber programlarina konuk ve Sabri futbolcu olabiliyor o zaman benim, bu sanat dalı hakkında birşey söylemem ve hatta kısıtlı imkanlarımla bu sanat dalını icra etmeye kalkışmam yadirganmamali.

Yukaridaki fotoğraf karesinde görmüş olduğunuz çalışma benim bu alandaki ilk eserim. Su şişelerinin birinin diğerinden daha fazla dolu olmasının tek sebebi, diğerini daha önce kullanmaya başlamış olmamdır. Bu iki nesnede başka bir numara yoktur. Son cümledeki nesne ibaresini obje ile değiştirince cümle, daha sanatsal bir dil kazanıyor ama şimdilik böyle kalsın. Zamanla obje demeye de alışacağım.
Ağaçtan yapılmış olan leylek, orta okul üçüncü sınıftayken yapmış olduğum ilk sanat eserimdir. Okulda sergilendikten sonra kaybolan ve sırf bundan dolayı dersin hocası için “ölürse cenaze namazına bile gitmem” dediğim benim kıymetli oyuncağımdır. Geçen yaz komşunun evinde görünce tanıdım. Meğer, komşunun fırlama çocukları, sergiden sonra almış kendi evlerine getirmişler. “Verin leyleğimi” dedim. Aksi takdirde camlarını kırmakla tehdit ettim.
İmkan olur kabuklarını atacak bir soba bulurum ümidiyle yanımda sürekli mandalina taşırım. Mandalina’nın bu fotoğrafta yer almasının asıl sebebi, sanatçının ailesine ve sıcak soba arkasına duyduğu özlemdir ve fotoğrafdaki oyuncak tren, ki komşu çocuk Namık’tan yürütülmüştür, duyulan özlemin şiddet ve azametini göstermektedir.
Görüldüğü üzere, bu sanat dalında öyle pek anlaşılmayacak, “sanatçı burada kime sesleniyor” sorusunu soracak bir durum yoktur. Yazımı, söz konusu sanatın tanımında yer alan ‘izleyici katılımının temel bir gereklilik‘ olması hususuyla alakalı bir hadiseyi anlatarak sonlandırmak istiyorum.
Mekanın birinde, sanatçının birisi, bu sanatı icra ederken, izleyiciler arasında bulunan bir bayanın inci kolyesi kopmuş. Her tarafa dağılan incileri gören diğer bir izleyici, yerden incileri almak için eğilmiş. Fakat tam o sırada diğer bir izleyici bağırmış: “Hayir!, yapmayin. Bu (kopan inci kolye) da çalışmanın bir parçası olabilir.”