Hayat Gerçeğe Perde-Cem Mumcu
Daha öncede bahsettiğim gibi kitap alırken en çok dikkat ettiğim hususlardan birisi de kitap isimleridir. Kitap kurdu olmadığım için bu durum çok şaşırtıcı olmasa gerek. Özellikle lisede kitap alırken genelde ismine göre kitap alırdım. Şu sıralar genelde bloglarda rastladığım ya da bizatihi arkadaşların tavsiye ettiği kitapları alıyorum. Daha önce okumadığım bir yazar olan Cem Mumcu’nun Hayat Gerçeğe Perde isimli yeni bir kitabı çıkmış. Kitap tanıtım yazısı email olarak gelmiş, yazıyı okudum ve çok hoşuma gitti. İçinde suskunluk geçince bütün yazılar gözüme hoş geliyor sanırım. Gerçi bu tanıtım yazıları bazen çok belirleyici olmuyor kitabın güzelliği açısından ama yine de ilk izlenim açısından etkili olabiliyor. Okuyun bakalım beğenecek misiniz.
Seni anlatacaktım… Senden söz edecektim… Ya da senden haberdar edecektim. Seni bilsinler istedim belki de… İsmini söylesem; kimin aklında şımarık, kimininkinde uysal, kiminde âlim, kiminde mazlum, kiminde zâlim, kiminde genç, kiminde yaşlı, kiminde çirkin, kiminde güzel bir şeyle canlanacaktı. Herkes kendi aklından, kendi geçmişinden, kendi kitaplarından, kendi tarihinden, kendi açısından, yani “kendi”nden bir olta takacaktı sana.
Rengini söylemeye kalksam; kimi kötü, kimi iyi, kimi yakan, kimi yanan, kimi duran, kimi koşan, kimi ayık, kimi sarhoş sanacaktı seni. Herkes “kendi” rengiyle boyayacaktı seni…
Kokunu anlatsam; kimi hoş, kimi iğrenç, kimi hafif, kimi ağır, kimi çiçekli, kimi baharatlı sanacaktı seni. Herkes “kendi” burnuyla koklayacaktı seni…
Tadını söylesem; kimi acı, kimi tatlı, kimi ekşi, kimi mayhoş, kimi tuzlu diyecekti sana… Herkes “kendi” dilinin bildiği bir tada benzetecekti seni…
Huyundan söz etsem; kimi iyi, kimi kötü, kimi korkak, kimi cesur, kimi tembel, kimi çalışkan, kimi kahraman, kimi kaçak, kimi akıllı, kimi deli sanacaktı seni. Hepsi “kendi” penceresinden seyredecekti seni…
Baktım ki, neyinden bahsetsem “onlara”, neyinden söz açsam “onlardan”, neyini söylesem “onların” olacak; ne söylesem örtecek seni, sustum, hiç anlatmadım…
Suskunluk bile herkesin karnında başka bir çocuğa gebeydi. Saklandım, beni gören seni bir şey zannetmesin diye…
Binezer | 13 Haziran, 2008 @ 09:19 #
Gerçekten harika…inanır mısın tüylerim diken diken oldu. içimden böyle birşeyler kıpırdandı. Hayata dair daha güzel, daha umut verici hisler uyandırdı beni. Tam bu sırada ofiste çayımı içerken ve işe koyulmaya hazırlanırken serinlik verdi. Anla bak ilk işim de senin yazdığın yazıyı okumak oldu…
Serefraz | 13 Haziran, 2008 @ 12:17 #
Bu adamın başka bir kitabı ilgimi çekmişti iki yıl evvel. Ama bunu okumak kısmet olcak sanırım
Suskun | 13 Haziran, 2008 @ 13:05 #
okursan eğer kitabı nasıl bulduğuna ilişkin bilgi verirsen sevinirim. yakın zamanda ben de okumayı düşünüyorum. bir de sonradan fark ettim bu kitap, binbir gece masalları isimli bir serinin beşinci kitabıymış. tanıtım yazısı çok hoşuma gitti gerçekten.
serefraz | 13 Haziran, 2008 @ 17:46 #
kitap piyasada yok mu?
Suskun | 13 Haziran, 2008 @ 17:50 #
yoo vardır tabiki, kitap yeni çıktı piyasaya zaten. iki gün filan oldu. ondan değil de sadece senin kitap hakkındaki yorumunu bilmek istedim o sebepten dedim. herkes senin gibi kitap kurdu olamıyor dimi :)
Gri hayalet | 16 Haziran, 2008 @ 18:20 #
Şu sıralar kitap okumuyordum, okumayı da pek düşünmüyordum okulu bitirip bir süre öyle aylak aylak gezmeyi planlıyordum ama yine kafama girdin :) ne zamn kurtaracam sendenn :)
Harbi tanıtım yazısı süper görünüyor. Sen bilirsin hırcın yüzümün altındaki o duygusal pisiği işte yine tam oradan vurdun beni :)
sevim | 19 Haziran, 2008 @ 22:40 #
cem mumcunun tüm kitapları okunmayı hakediyor. okuduktan sonra siz de eski değil yepyeni oluyorsunuz: üstelik kalbiniz ve aklınız hem uçuyor hem de yerinde duruyor. iyi ki varsınız ve iyi ki sizinle kitaplarınız aracılığıyla karşılaştım, cem bey