Anayasa Mahkemesinin Başörtüsü Kararının Hukuki Değerlendirmesi
(Yazi bir arkadaşıma ait. Aşağıdaki yazının, giriş kısmında da ısrarla belirtildiği gibi, verilen kararın hukuki açıdan değerlendirilmesinden ibaret olduğunu tekrar belirtmekte fayda görüyorum. Bununla birlikte demokratik bir devlette Anayasa Mahkemesi’nin neden vazgeçilmez bir kurum olduğu hususuna ilişkin daha önce yazdığım “Anayasa Mahkemesinin Meşruiyet Kaynağı” isimli yazıya bakabilirsiniz.)
Baştan söyleyeyim, bu değerlendirmemde başörtüsü/türbanın laikliğe aykırı olmadığını falan savunmayacağım. Hatta daha da ileri gidip, bir an için bu serbestinin, laikliğe aykırı olduğunu kabul edeceğim. Gel gör ki, sonuç yine değişmeyecektir. Zira bunun laikliğe aykırı olup olmadığını tartışmak, işin esasını ilgilendirir ki; artık herkesin malumu olduğu üzere, Anayasa, Anayasa Mahkemesi’ne böyle bir yetki vermemiştir. Velhasıl, burada Anayasa Mahkemesi’nin kararını, “efendim türban laikliğe aykırı değildir, o sebeple karar yanlıştır” şeklinde değil; “velev ki başörtüsü serbestîsine ilişin Anayasa değişikliği laikliğe aykırı olsun, bunun denetimi mümkün değildir, işte karar tam da bu yüzden yanlıştır” şeklinde eleştiriyorum.
İsterseniz burada, Mahkeme’nin iptal gerekçesi üzerinden gidelim. Ha, kararın gerekçesi henüz çıkmadı derseniz, ben boşuna beklersiniz derim; zira kararın gerekçesi zaten belli. Bunu şu şekilde özetleyebiliriz.
Kardeşim, tamam, Anayasa, Anayasa değişikliklerinin esas bakımından denetimini yasaklamış ama ya biri çıkıp 3. maddeyi değiştirmez de, hemen bir sonraki maddeye bu ülkenin yönetim biçimi saltanat ve hilafettir şeklinde bir hüküm koyarsa, e şimdi Anayasa değişikliği diye denetleyemeyecek miyiz? Dolayısıyla, bir Anayasa değişikliği, içeriği ve özü itibariyle Anayasanın değiştirilemez maddelerine aykırıysa, zaten teklif edilemez demektir, böyle bir konuda Meclis’in iradesi yoktur ve dolayısıyla da bu değişiklik pekala yok sayılabilir (buraya iptal edilebilir demeye dilleri varmıyor; zira iptal sebepleri, Anayasa’da belli olduğundan, yokluk diye yeni bir kavram icat ediyorlar).
Gelelim bunun geçerliliğine. Böyle bir iddia iki açıdan geçersizdir.
1. Anayasa değişikliklerinin yargısal denetimi konusunda, kanun koyucu (ki buna Anayasayı yapan darbe asli kurucu iktidarı da dâhildir) ile Anayasa Mahkemesi arasındaki mücadelenin tarihsel geçmişine baktığımızda konuyu daha iyi anlayabiliriz.
Anayasa Mahkemesi’nin ilk kez sistemimize girdiği 1961 Anayasası’nın ilgili hükümleri şöyleydi:
m.147/1: Anayasa Mahkemesi, kanunların ve TBMM İçtüzüklerinin Anayasa’ya uygunluğunu denetler
m. 149: Cumhurbaşkanı; Yasama Meclislerindeki siyasî parti grupları ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasî partiler ile son milletvekili genel seçimlerinde muteber oy sayısının en az yüzde onunu alan siyasî partiler; Yasama Meclislerinden birinin üye tamsayısının en az altıda biri tutarındaki üyeleri; kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda Yüksek Hâkimler Kurulu, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay ve üniversiteler, kanunların veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüklerinin veya bunların belirli madde ve hükümlerinin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesi’nde doğrudan doğruya iptal davası açabilirler.
Görüldüğü gibi, Anayasa yapıcı, 1961 Anayasası’nın ilk halinde, Anayasa değişikliklerinin ne şekil ne de esas bakımından denetimini öngörmüştü. Ancak Mahkeme, bu dönemde verdiği kararlarda, neticede Anayasa değişiklikleri de bir kanunla yapılıyor demiş ve Anayasa değişikliklerini de esas bakımından denetlemişti.
Daha sonradan, muhtıranın ardından 1971 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri kapsamında, yukarıdaki m.147/1 hükmü, Anayasa Mahkemesi, kanunların ve TBMM İçtüzüklerinin Anayasa’ya, Anayasa değişikliklerinin ise Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetler şeklinde değiştirildi. Yani tali kurucu iktidar, Mahkeme’nin yukarıdaki tavrına bir tepki olarak, Anayasa değişikliklerinin sadece şekil bakımından denetlenebileceğini, esasa girilemeyeceğini açıkça belirtti.
Fakat Anayasa Mahkemesi’ni bu değişiklik de kesmedi ve bu sefer de şöyle bir yorum geliştirdi.
Bir Anayasa değişikliğinin şeklen Anayasa’ya uygun olması demek, onun teklif edilebilir olması demektir; dolayısıyla bir değişiklik, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine aykırıysa, zaten teklif edilemez olduğundan şeklen Anayasa’ya aykırıdır.
Bu noktada, Anayasayı yapanların, Anayasa değişiklikleri sadece Anayasa gösterilen şekil kurallarına göre denetlenebilir demekle bunu mu, yoksa başka bir şeyi mi kastettiklerini sizlerin takdirine bırakıyorum.
1982 Anayasası’nda asli kurucu iktidar (ki bunun darbe iktidarı olduğuna dikkat çekerim) yine tepkisini gösterdi ve bu sefer şekil denetiminin de sınırlarını çizerek ilgili hükmü şu şekilde düzenledi:
Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.
Bütün bu süreç karşısında, Anayasa Mahkemesi’nin, sanki 82 Anayasası’nda hiç böyle bir değişiklik yapılmamış gibi benimsediği bu yorumu sizlere havale ediyorum.
2. Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi şu açıdan da sakattır: Şöyle ki, “türban değişikliği laikliğe aykırı olduğundan ve laiklik de değiştirilemez maddelerden olduğundan, bir Anayasa değişikliği değiştirilemez maddelere aykırıysa pekala yok sayılabilir” dediğimiz vakit, Anayasa Mahkemesi’nin tüm Anayasa değişikliklerinin ilk üç maddeye uygunluğunu denetleme yetkisine sahip olduğunu kabul etmiş oluruz. Bu ise iki açıdan sakattır:
Birincisi, her şeyden önce, bu Anayasa yapıcının iradesine terstir. Zira Anayasayı yapan asli kurucu iktidar, eğer isteseydi, Anayasa değişikliklerin esas bakımından denetimi yolunu tümden kapatmaz, sadece ilk üç maddeyle sınırlı tutardı. Ancak yukarıdaki Anayasa hükmünde de görüldüğü gibi, Anayasa, Anayasa değişikliklerinin esas bakımından denetimi yolunu tümden kapatmıştır.
Elbette ki, asli kurucu iktidarın bu tercihinin bir sebebi vardır. Şöyle ki, Anayasa’nın tüm hükümleri hiyerarşik olarak birbiriyle eşittir. Yani Anayasa’nın, Türkiye Devleti, bir Cumhuriyettir diyen 1. maddesi ile orman köylüsünün korunmasını düzenleyen 170. maddesi arasında bir astlık üstlük ilişkisi yoktur. Bu anlamda, ilk üç maddeye 4. madde ile sağlanan koruma, o maddelerin diğerlerinden üstün olduğunu göstermeyip, sadece onlara önemlerine binaen tanınmış bir ayrıcalıktır. Bu bağlamda, kanunların Anayasa hükümlerine uygunluğu denetlenebilir; fakat Anayasa değişikliklerini neye göre denetleyeceğiz? İşte bu yüzden dünyanın hiçbir parlamenter sisteminde Anayasa değişiklerinin esas bakımından denetimi yolu açık değildir.
İkinci olarak, değiştirilemez maddelere bir bakalım, neler var? Cumhuriyet, adalet, milli dayanışma, demokrasi, laiklik, hukuk devleti vs. Peki bana, kıyısından köşesinden bunları ilgilendirmeyen bir değişiklik örneği gösterebilir misiniz!? Her konu, ya laikliği, ya demokrasiyi, ya da hiç olmazsa hukukun üstünlüğünü ilgilendirir. Peki, o zaman bu ne demek? Meclis’in bundan sonra yapacağı tüm Anayasa değişikliklerinin denetiminin yolunun açılmış olması demek. Bu durumda da, Anayasa değişikliklerinin Anayasal denetimini sadece şekil denetimiyle sınırlı tutan ve bu denetimi de sadece iki hususa (teklif ve oylama çoğunluğu ile ivedilikle görüşülme yasağı) hasreden Anayasa yapıcının iradesi karşısında, Mahkeme’nin bu yorum tarzını yine sizlerin takdirine bırakıyorum.
Gelelim, bundan sonra ne yapılması gerektiğine… Cevap basit: Örneğin, Danıştay, bir çiftin boşanmasına karar verse veya Yargıtay, bir yönetmelik ya da kanunu iptal etse ne yapılacaksa o yapılmalıdır. Yani Yargıtay veya Danıştay kararı diye bu kararları uygulayacak mıyız?
Anayasanın 6. maddesinin 3. fıkrasının 2. cümlesine göre, hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamaz. Anayasa, Anayasa Mahkemesi’ne Anayasa değişikliklerini esastan denetleme yetkisini vermemiştir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi, kaynağını (Anayasa’dan almadığı belli de) nereden aldığı belli olmayan bir yetki kullanmıştır. Dolayısıyla, bu karar, Anayasa’ya aykırıdır, Anayasa Mahkemesi, değil sadece kendisine, hiçbir yargı organına ait olmayan bir yetkiyi kullanmış, yani Meclis’in yetkisini gasbetmiştir.
Dolayısıyla, bu karar, işlev (fonksiyon) gasbı nedeniyle yoklukla maluldür. Bu noktada Anayasa’nın Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar diyen 153/6. maddesini de bu bağlamda yorumlamak gerekir. Yani elbette ki, Anayasa Mahkemesi’nin kararları bağlayıcıdır; ama yetkisi olan konularda verdiği kararlar bağlayıcıdır. Yani örneğin, Mahkeme, AKP’yi kapatırsa, ben bu kararı yine yanlış bulurum, ama bu karara uymak zorundayım, zira Mahkemenin böyle bir yetkisi vardır. Fakat Mahkeme’nin bu olayda olduğu gibi yetkisi olmayan konularda verdiği kararlar, kelebekleri bile bağlamaz. Bu itibarla, bu karar yok hükmündedir, hukuk aleminde hiç doğmamıştır. Meclis derhal bir Parlamento kararı alarak, kararın hukuken bağlayıcılığı olmadığını ilan etmelidir.
Alea iacta est, vae victis!
ferhatonair | 8 Haziran, 2008 @ 22:53 #
bu ülke öyle kolay kurulmadı ama milyon dolarlara iki hafta içinde satıldı. geçmiş olsun hepimize milletin cehaletini fırsat bilip bulgur, pirinçle insanların oylarını, namuslarını satmaları sağlanmış ve başarmışlardır. ”bu Ülkenin başında yahudilerden emir alan akp denen bölücü + terörist partiyi görmektense İngiltere veya amerikanın sömürgesi olmayı tercih ederim” derdim bir zamanlar..ama maalesef o durumadayız artık. şimdi ey türk gençliği birinci vazifen falanda kalmadı ya silahını alıp bunlarla savaşırsın yada kaderine razı olursun. türban denen saçma konuya hiç girmicem eğer ki biri çıkıpta türbanı destekler veya savunursa çok pis karşılık veririm ona göre.
Suskun | 9 Haziran, 2008 @ 00:00 #
bu sözü direk üzerime almamakla birlite, bu yaklaşım tarzı benim herhangi bir meseleyi tartışma uslubum değildir. savunduğum ya da karşı olduğum hiçbir fikri mutlak, değişmez addedip, karşımdakinden de aynı şeyi mutlak surette düşünmesini sağlamaya asla çalışmam.
ak partiye, türbana veya hükümete kısacası gündemdeki herşeye karşı olabilir ve bunu sonuna kadar savunabilirsiniz ve bu savunduğunuz şeylerde ister benimle aynı fikirde olun isterse bana karşı olun benim için asla önemli değildir; size verdiğim değer hiçbir şekilde değişmez; düşündüğünüz şeylerden dolayı sizi yadırgamam ya da size düşündüklerinizden ötürü ucube muamelesi yapmam. fikirlerinize sonuna kadar saygı duymaya çalışırım. bundan ötürü bu yaklaşımınızı biraz garipsedim.
bununla birlikte ben savunduğum ya da karşı olduğum hiçbirşeyi tamamen duygusal bir refleks ile belirlemem ve hayatımda onlara ona göre yer vermem. hukuka bakan bir yönü varsa o meselenin ben, onu hukuka göre yorumlar ve ona göre doğru olup olmadığına karar veririm. birisi aksini yine hukuk çevçevesinde göstermeye çalışırsa ona da minnettar olurum. bu bahsettiğim hususlar gerek hayatımda gerekse blogda yazdığım yazılarda benimsediğim temel prensiplerdir. isterim ki herhangi bir meseleyi konuştuğum insanlarda bana aynı şekilde karşılık versin. zaten herhangi birisiyle aramda bu şekilde bir frekans uyumu söz konusu olamıyorsa paylaşacak, tartışacak çok fazla şeyimizde yok demektir. o sebepten bu konulara girmemek en sağlıklı yol olsa gerek.
ferhatonair | 9 Haziran, 2008 @ 00:34 #
aslında yorumumun son kısmını yayınlamassın diye içimden geçirmedim değil hani :) ben bu konularda baya asabiyim aştım artık bunları hiç olumlu bir düşüncemde asla olmaz. şimdiki yapılanlara bakarsak sadece 10 yıl sonra bana hak vereceksiniz. o zamana kadar ömrüm(üz) yeterse ve bu başlık hala burada kalırsa ”size demiştim ama” demeyi çok isterdim. artık eleştirmek, tartışmak, hoşgörü veya orta yol bulmak için çok geç artık. ”bana ne benmi kurtaracam bu milleti” de diyemiyorum. işte bu yüzden de durmadan sigara içiyorum :)
Miray | 9 Haziran, 2008 @ 11:43 #
Öncelikle sonuna kadar herkesin kendi inancı kendinedir ve inancını sonuna kadar yaşamaya sorumluluklarını yerine getirmeye hakkı vardır demek istiyorum. Anayasanın verdiği kararlar hakkında ise ne yazık ki bir fikir belirtemeyeceğim, zira benim hukuk bilgim Murat’ın kanunlarını ve sınav sorularını elimde / çantamda taşımaktan öteye gitmez.
Bunlara rağmen kendimce fikirlerim var tabi. Her şeyin iyisi olduğu gibi kötüsü de var. Başı açık olanlar inançsız değiller ya da başı kapalı olan başı açık olandan daha fazla dinine bağlıdır demek değil. Fakat başı açık olan bir kişi çok iyi bir olduğu gibi başka biri çok kötü de olabiliyor. Aynı şekilde türbanlı olanlar için de geçerli bu. İşte o kötüler yüzünden sanırım kurunun yanında yaş da yanıyor.
Ben öyle insanlar gördüm ki yakalarında Atatürk / Türk Bayrağı rozeti taktığı halde rüşvet alıyor, görevini kendi amacına göre kullanıyor. Öyle tesettürlü insanlar da gördüm ki yazmaya dilim varmıyor.
Benim kafamı kurcalayan iki hadise var ki bunlardan ilki mikrofon uzatılan ve türbana karşı olduğu bilinen ya da söylediklerinden bu izlenimi veren kişiler ” Hukuk ne derse odur. ” tarzı bir açıklamaya giriştiler. Hukuk onların düşüncesiyle aynı oranda bir karara vardı. Tuzu kuru taraftalar kısaca. Peki anayasa mahkemesi onların düşüncelerine zıt bir karar verseydi? O zaman da böyle itaatkar olabilecekler miydi? Ek olarak şöyle yorumlar da duydum ben “Avrupa eğer kararımıza yönelik olumsuz bir şeyle gelmezse…” Yani AB’deki amcalar teyzeler bize “durun kardeşim siz ne yapıyorsunuz, bunu yaparsanız AB’yi unutun” derse korkuları var. Anayasa ve hukuk her şeyden üstteyse benim devletim ya da milletim kendi iç işlerine karıştıracak kadar aciz midir ki bu korku var ya da AB böyle bir şey dediğinde bu karar iptal mi edilecek? Bu kadar mı düştük? Bu kadar mı yerlerdeyiz?
İkinci kafama takılan ise ütopya olmasına rağmen madalyonun her iki yüzüne de bakmamı sağlıyor. İlk cümlemde dedim ya herkes inancını yaşamak ta özgürdür diye… Bunu benim gibi bir çok kişi savunuyor olmalı. Ben bunu daha çok yaşamımdaki türbanlı bayanlardan duyuyorum. -Bu ayrımdan da nefret ediyorum ya, neyse…- Şimdi bir din düşünelim. Tıpkı Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi olsun. Fakat bu dinin gerekliliklerinden biri bizim örfümüze adetimize uymayan bir şey olsun. Ütopya dedim ya hayal gücüme bağlı her şey ve hayal gücüm diyor ki mesela bu dinin gerekliliklerinden biri ayda iki sefer halka açık yerlerde bir başka kişi ile alen beyan ilişkiye girmek olsun. Buna da saygı göstermemiz gerekiyor o zaman. Sonuçta bu da bir din ve bir dinin vecibesi. Hani çuvaldızı da biraz kendimize batırmamız lazım. Eğer bir kişi buna da saygı gösterebileceğini düşünüyorsa “evet ben dini inançlara saygı gösteriyorum; kendi inancıma ve onun vecibelerine de saygı bekliyorum” demeyi sonuna kadar hak eder.
Durup durup bir de diyorum ki; ilkokuldaki sosyal bilgiler dersime dönmek istiyorum. Öğretildi ki Türkiye kendi kendine yetebilen bir ülkedir. Türkiye’nin artık kendi kendine yetemeyen bir ülke olduğu aşikar. Enflasyon düştü dense bile değerlendirmeye alınan ürünlerin neler olduğu ortada. -Pvc doğrama ve domates bir arada mesela- Türbandan çok daha önemli dertlerimiz var bizim. Hani oturup bir başörtüsünü tartışana kadar bunları tartışsak bunlarla ilgili yasalar çıksa?!. Bunlar için yürüyüşler yapılsa, bunlar için mitingler düzenlense?
Dediğim gibi anayasadan çıkan karara ben de saygılıyım. Şu an ki kararın zıttı bir karar çıksaydı yine saygı duyardım. İnançlara saygılıyım. Bir tabak kirazı yerken bir tanesinin içinden kurt çıkarsa diğer kirazları şüpheyle yersiniz ya da yemezsiniz. Yerseniz içini kontrol ederek yersiniz. İşte o bir tane kurt yüzünden olur her şey. Kurunun yanında yaş da yanar kısaca.
Kaan Fakılı | 9 Haziran, 2008 @ 12:14 #
Yazıyı yazan arkadaşın ellerine sağlık, güzel bir yazı yazmış doğrusu, imrendim. Birçok günlük yazarı gibi asılsız asılsız şeyler söylememiş ya da duygusallığa kapılıp çıkarcı davranmamış. Gereği neyse onu yazmış.
Bizim ülkemizde eskiden gerçekler göz önünde değil tenha yerlerde kapatılırdı. Ancak bugün her şey aleni bir şekilde yapılmaya başlandı. Tutun ki bu ülkenin en önemli kurumlarından birisi “Anayasa Mahkemesi” göz göre göre üzerine vazife olmayan bir iş yapıyor. Sizce bu kurumların bu şekilde dengesiz çalıştığı ülkemizde insanların dengesiz dengesiz davranması normal mi?
@Ferhat, bir konuyu saçma olarak değerlendirmen için senin hoşuna gitmeyen bir konu olması yetiyor sanırım. Zira senin saçma dediğin konunun binlerce hatta milyonlarca mağduru var. Şimdi tutup bana başörtüsü ya da türban takmanın devlete zarar vereceğinden bahsetme hiç. Bu ülkeyi kuranların arasında da vardı başörtülü kadın. Kurtuluş savaşında sadece başı açık kadınlar yer almadı. Hatta çoğunluğunu türbanlı kadınlar oluşturuyordu. Bu şartlarda türbanın ülkeye zarar verdiğini düşünmek bence yanlıştır.
Ayrıca bu ülke kolay kurulmadı evet ama sadece kurulduğu ile kaldı. Bu ülkenin şanlı tarihini 10 sene ile kısıtlayabilirsin. O kurtuluş için verilen savaşların olduğu dönemi yani. Zira o dönemden sonra her şey eskisinden beter oldu. Bugün de öyle.
ferhatonair | 9 Haziran, 2008 @ 13:45 #
benim burada karşı olduğum türban takanlar yada dini inançlarla alakalı değil. evet türban çok saçma bir konu işte bu bizim milletimizin en zayıf noktası. refah partisi döneminde bile bu kadar din sömürülmedi, kimse zıtlaşmamıştı türkiye’yi savaşarak alamayacaklarını anlayanların şimdi ülkeyi yönetmesi zoruma gidiyor. müslüman görünen başlardaki insanların yahudilerden emir almasıda ayrı bir konu. her zaman savunurum bu kişiler hemen idam edilmesse 10 yıla bile kalmaz bir geleceğiniz olmayacak. kimse artık hak-hukuk demesin çünkü böyle bir şey kalmadı bu ülkede. (devamı)
bütün tersanelerine girildi, tüm kaleleri işgal edildi. ülkenin temeli,en güvenilir kurumu tsk bile şaşırtıldı değişik oyunlarla itibarı zedelenmeye çalışıldı. bu halkın bu kadar saf olduğuna inanamıyorum herşeyi açıkca göstere göstere yapıyorlar ve bu millet ağzını açmış bakıyor yuhh diyorum başka bişey demiyorum
Ay-sima | 9 Haziran, 2008 @ 14:18 #
Az çok arkadaşlarımın yorumlarını da okudum bu konu yıllardır medyayı da işgal ediyor. Benim diyecegim sadece şu olur, başka ne desem boş kendi kendime bu konuyu düşündügümde de sadece şu geliyor aklıma ve kesinlikle bundan başkada bir şey degil ayeti kerime de Mevla Teala: ‘’sizler nasıl iseniz öyle idare olunursunuz” buyuruyor evet bizler bunlara layık olmasak başımıza bunlar gelmez. Bizler, ne kadar dinimizden koptuk, her şeyimiz dilde kaldı yaşamda ise, kuran bir yerde bizler bir yerde tabi sonumuzda bu olur hangi hareketimiz müslümana yakışıyor?…
Haccacı zalime sormuşlar neden bu kadar zalimsin diye cevabı çok hoş Hz. ömer zamanında felanca, felanca sahabiler vardı, diye sahabelerin isimlerini söylüyor, benim zamanım da sizler varsınız siz buna laıksınız demek ki Mevlada beni başınıza musallat etti diyor. Çok dogru her zaman ki sözüm bu önce kendimizi düzeltelim,haddimizi aşmayalım.
Selam ve dua ile
Kaan Fakılı | 9 Haziran, 2008 @ 16:27 #
ferhat sanırım sen bu ülkenin gerçekleri içerisinde yaşamıyorsun. türban haksızlığını bizzat sen yaşasaydın emin ol onlardan daha fazla feryat figan ederdin. biz bizim inanışlarımıza müdahale ettikleri zaman feryat figan ediyoruz diye haksız olan ya da alet olan kesim mi oluyoruz? “pirinçle, bulgurla” bu ülkenin insanlarını kandırıyorlar diyorsun. sen cebinde paran olduğu için, sigaraya ve çaya verecek paran olduğu için bu kadar rahat konuşabilirsin. devlet kurtarabilirsin. ancak evinde ekmek bekleyen çocuğuna bir ekmek götüremeyen adam için devlet, egemenlik, bağımsızlık çok önemli bir kavram değildir. onun için onun karnını doyuranlar önemlidir, bunu hiçbir zaman unutma. bu halkın karnını kim doyurursa halk ona oy verir. zamanında dsp hükümeti öcalan’ı yakalandığında nasıl millet ecevit’e oy verdiyse(kaldı ki o yakalamadı, getirip teslim ettiler) bu millete kim yardım yapıyorsa millet de ona oy verir. doğru ya da yanlış, ne dersen de. biraz empati kurarsan söylediklerimi daha iyi anlarsın.
ben içinde bulunduğumuz duruma senin kadar karamsar bakmıyorum. biz geri kalmış ülkelerde komplo teorileri her zaman revaçta olmuştur zaten. “dondurmam gaymak” filmini izlediysen oradaki adam da küçücük bir köyde açık dondurma satan bir garibandır. motoru çalındığında bunu o dünya genelinde çubuk dondurma satan rakiplerine(!) mâl eder. işte bizim yaptığımız da bu. her şeyi birilerine mâl etmek. oturduğumuz yerden 4 tane kitap okumaktan aciz bizler kalkıp birilerine laf söylüyoruz. siyaset teorileri yapıyoruz. kastettiğim hepimiziz. zalimin zulmüne boyun eğenler de zalim derecesindendir unutmayalım. eğer klavyeden vatan kurtarılacaksa sonuna kadar kurtarırız. ama iş fikir üretmeye, çözüm üretmeye, gerçek dünyada bir şey yapmaya geldi mi benim tuzum kuru yaparız.
ferhatonair | 9 Haziran, 2008 @ 20:25 #
işte bu kaan istiklal savaşındaki ruh bu milletde kalmadı insanlar sadece boğazını düşünür oldu (millet zengin olsa bile yapılan yardımları alacak kadarda aç gözlüdür) demek ki neymiş dağdaki çobanla benim oyum bir değilmiş (her nekadar hiç bir partiye oy vermesemde) ilkokul mezunlarına oy kullanmayı yasaklasalardı bu ülke bu durumlara gelmezdi
Suskun | 9 Haziran, 2008 @ 21:10 #
ben bu son söylediklerinize katılmıyorum. siz vatandaşın sürekli birşeylerin farkında olmadığı, saf olduğu varsayımından hareket ediyorsunuz ve buna en büyük gerekçe olarak da ak partiye oy vermiş olmalarını gösteriyorsunuz.
yok ak parti kömür dağıttı, bulgur verdi diyerek her iki kişiden birisinin oyunu almış bir partinin neden seçimlerde başarılı olduğunu tam olarak açıklayamazsınız. meseleye biraz tersinden bakmayı çalışsanız. bakın siz kendiniz diyorsunuz ki hiçbir partiye oy vermedim diye? neden vermediniz. pekala memleket meselelerine karşı hassas birisisiniz.
farzedinki ak parti yoktur, öyle bir parti hiç olmadı. bu ihtimalde herhangi bir vatandaş hangi partiye neden oy vermeli söyleyebilir misiniz bana. bence birazda sorgulamanız gereken, insanlar neden ak partiye oy verdi değil, diğer partilere neden oy vermedi olsun. bu soruya mantıklı ve bilimsel bir açıklama getiremedikten sonra söyleyebileceğiniz tek şey kestirmeden bu halk salaktı olur.
bu dağıtılan kömür, odun vs kısmına gelecek olursak ben bunda hiçbir yanlış görmüyorum. ak parti sadece seçim zamanı yapmadı bu işi, iktidara geldiği günden itibaren kaymakamlık aracılığıyla sosyal yardımlarda bulundu. ihtiyacı olmayanlarda aldıysa bu onların ayıbıdır. bu politika özellikle sosyalist devletlerin benimsediği politikadır ve bunun halkı manipüle etmekle alakası yoktur. asıl şimdiye kadar yapılmaması ayıptır, yanlıştır. sosyal devlet denen şey bu şekilde olunur başka nasıl olacak. 16 milyon kişi bu sebepten oy verdi öyle mi yani?
son olarak küçük gördüğünüz vatandaşlarda bu ülkenin insanları. halkı bu kadar hor ve salak görmenin hiçbir mantıklı açıklaması olmadığı gibi, zannımca bu tavrınız, savunduğunuz fikirlerin de inandırıcılığını yitirmesine sebep oluyor.
ak partiye dünya kadar şey söyleseniz duygusal bir bağım olmadığı için zerre ırgalamaz beni, ancak onlara oy verenleri, vatandaşları bu kadar küçük görmenizi doğru bulmuyorum, söylemeye çalıştığım hususlar da bundan ötürüdür.
Kaan Fakılı | 9 Haziran, 2008 @ 22:01 #
vatandaşın birisi iran’daki hırsızın kolunun kesilmesini çok yanlış görüyormuş, işte gericilikmiş, insan haklarını ihlal ediyormuş, efendime söyleyim, barbarlıkmış vs. vs. bu konuşmadan birkaç gün sonra bu adamın arabasını çalmışlar. adam başlamış bulursam onları keseceğim, dilim dilim edeceğim, nasıl benim arabamı çalarlar da vs. vs.
işte ben hep bu ibretlik öyküyü kendime anlatır dururum. bizim empati empati diye dilimize tekerleme yaptığımız şeyi çok iyi özetliyor. kurtuluş savaşının yapıldığındaki toplumun yapısı ile şimdiki yapı bir değil. bir kere olaya öyle bakmak gerekiyor. hadi toplum yapısını geçtim, hiç kimse atatürk değil. bugün hangi kesime bakarsanız bakın hepsinde bir sahtekârlık. akp’ye alternatif parti sunabilir misiniz? chp’yi mi sunacaksınız? o akp’den daha beter. askeri sunun isterseniz? asker hepsinden de beter… yani siz böyle bir ortamda sadece akp’ye oy veren vatandaşları kötülerseniz ben orada bir art niyet ararım.
ayrıca suskun’un yorumlarına da katılıyorum.
ferhatonair | 9 Haziran, 2008 @ 22:18 #
ben buna gariban halkın sırtını sıvazlayarak önüne yemek koymak derim. niye bunların cezasını ben çekeyim kaldı ki ilkokul mezunlarına ehliyet bile vermiyorlar ama türkiye’nin geleceğini belirleyebiliyorlar. telekomu yandaşlarıma ben satmadım. seçim zamanı %15 gibi bir oy oranını yurdışında yaşayan gurbetcilerden gelmiş gibi gösterende ben değilim. (değiştirilen oy sandıklarından ise hiç bahsetmiyorum). oğluna gemi alan ben değilim, tarımı oğluna bırakan kafası esince tohum fiyatlarını %300 artıranda ben değilim. bu ülkenin altını üstüne getirmek için hapiste yemin edende ben değilim, ülkeyi avrupa şikayet edende ben değilim. anayasayı bakkalın veresiye defterine çeviren,kendi çıkarlarına göre değiştiren ben hiç değilim.
oy vermiyorum çünki adam gibi bir parti yok. Eğer ki hitler bu ülkede olsaydı gözüm kapalı verirdim oyumu. neden ? yahudilerin kökünü kazımaya devam etmesi için.yapamadı bunu işte tüm dünyanın başına bela oldu. herkes fedakarlık yapacak bu ülke için 2 ekmeğe oyunu satmıcak gerekirse açlıktan ölecek. bundan yıllar öncede akp iktidarda değilken yukarıdaki saydığım bazı şeyleride senaryo gereği kurgulamıştım ismi lazım değil maliye bakanını rte hapiste iken o zaman bakan olacağınıda kurgulamıştım. cumhurbaşkanı’nın kim olacağını aylar önce ankara’nın ara sokaklarında gençlerin ellerinde sattıkları devrimci gazetelerden okumuştuk bunlar senaryoydu tabii isterseniz bir senaryo daha kurgulayım 10 yıl sonraki türkiye haritasını size gözüm kapalı çizeyim o zaman karşılaştırırsınız aradaki 7 farkı belki bulabilirsiniz :)
başka konuya geçelim zamanla göreceğiz zaten neler olup bitecek arkası yarın kuşağında izleriz :)
Suskun | 9 Haziran, 2008 @ 22:30 #
son cümleye çok güldüm :)
hocam, siz kendiniz diyorsunuz ki oy verecek adam gibi parti yok, hitler burda olsa şimdi ona oy verirdim diye. ak partiye oy verenlerden “ulan chpye mhpye oy verene kadar vereyim oyumu ak partiye, onlardan daha iyidir yine” şöyle düşünenler olamaz mı? kaldı ki bu ülkenin vakti zamanında geleceğini belirleyenlerde yine o garibanlardı.
siyaset meydanı gibi oldu burası yahu. açın msnleri görüntülü konuşacağız. şimdi kaana canlı yayınla bağlanıyoruz. evet kaan bey ferhat beyin söyledikleriyle ilgili neler diyeceksiniz :)
fena fikir değil aslında bir video blog mu açsak nedir :)
Kaan Fakılı | 9 Haziran, 2008 @ 22:38 #
Ben Ferhat’ın ifadesini günlük yazarları buluşmasında alırım. Bir Anıtkabir dolaşırız artık :)
Suskun | 9 Haziran, 2008 @ 22:55 #
ben geçenki toplantınızın tanışma faslına ait videoları izledim. ferhat çok ağır duruyordu. siz o toplantı çıkışı gidin güzel biryerde pide filan yiyin. orda da oturup siyaset konuşmayın :)
ferhatonair | 9 Haziran, 2008 @ 22:57 #
O İlk Ateşli Zamanlarda :) Türban falan tartışılırken tvlerde sabahlara kadar izlerdim hatta şu üniversitelerde yapılan canlı yayınlar neydi öyle evde yanlız olduğum halde sanki oradaymış gibi kendi kendime karşılık verirdim.. birdakika bizim buluşmamız vardı değilmi unutmuşum yahuu o zaman şöyle bir manevra yapıyım kaan’ın söyledikleri doğru ben yanılmışım toplantı sonrasına kadar kaan haklı yoksa anıtkabirin arka bahçesine gömülmeye niyetim yok :) Sayın editör istersen seninlede toplantı günü msn üzerinden video konferans yaparız sıkılırsan senin için kaan’la box maçı yaparız patlamış mısırlarını hazırla :)
Suskun | 9 Haziran, 2008 @ 23:14 #
ben uzun zaman önce tartışma programlarını izlemeyi bıraktım. çoğu zaman boş konuşuyorlar insanın canını sıkıyorlar. gerilmeye gerek boşuna :) aman diyim siz iyi vakit geçirmeye bakın, resimlere filan bakarım ben artık :)
Miray | 9 Haziran, 2008 @ 23:52 #
Ferhat Bey;
Yazıya yorumlara bakmak için tekrar döndüğümde sizin yorumunuz da takıldım kaldım: ” ilkokul mezunlarına oy kullanmayı yasaklasalardı bu ülke bu durumlara gelmezdi ” bunu gerçekten de korku içerisinde okudum. Benim annem de ilkokul mezunu. Benim ananem, büyükbabam da ilkokul mezunu… Fakat onlar ilkokul mezunuyken bile gidip sandık başında oy kullandılar. Şimdi siz herhangi bir partiye oy vermeden baştaki partiyi nasıl eleştirebiliyorsunuz onu aklım almıyor benim. Ben baştaki parti dört dörtlüktür demiyorum altını çizerim. Fakat siz şu anki partiyi beğenmiyorsanız 1 oy bile olsa onun öne geçmesine sebebpsiniz. Hani durup ekmek alana pirinç alana kızmışsınız ya; işte sizin de bir farkınız yok ki. Onlar zaruri durumlarından dolayı yapmışlar bunu. Kaldı ki Kaan Bey çok güzel ifade etmiş vakti zamanın da kimlere ne şekilde oylar verildiğini. Yarın bel kilo değil de on kilo pirinç veren parti çıksın aynı şahıslar gider o partiye oy verir.
Sizin her boş attığınız oy ya da her gitmediğiniz sandık başı size bu şekilde dönecektir. “Adam gibi parti yok” lafınıza istinaden söyleyebilecek çok fazla bir şeyim yok benim. Ben hep şu mantıkla haraket ettim benim yapmış olduğum bir şeye bir kişi gelip hatasıyla ve çözümüyle çözümünü de geçtim hatasını uygar bir dil ile anlatırsa başımın üzerinde yeri vardır. Fakat bana gelip “iğrenç olmuş, yapa yapa bunu mu yaptın?” tarzı bir söylemde bulunmaya kalkarsa tüm saygı sınırlarımı kaldırıp kendisine “daha iyisini sen yap bende öğreneyim” derim.
Memleketin başında komplo teorisi olarak oyunlar dönüyorsa eğer ve bu oyunlar yüzünden kişiler görevlerini yerine getiremiyorsa şunu sormak lazım bence kendimize:
Ben bu devletin başında olsaydım, birileri de gelip bana deseydi ki “şunu yapmayacaksın, yaparsan evladını/anneni/kardeşini perperişan ederiz.” Ben çok açık yüreklilikle söylüyorum ki ben cesur olamazdım. Hiç kimsenin de olabileceğini sanmıyorum. İnsanların zaafları vardır ve gelen tehdit zaaf üzerineyse tüm dünya hatta kendi hayatım bile benim için önemsiz olur. Bir de bu açıdan bakmayı deneseniz olaya? Sonuçta hiç bir şey dışarıdan görüldüğü gibi değildir. Olayların aslını astarını bilmeden nasıl böyle yorumlarda bulunabiliriz ki?
Bu ülkenin her kahvehanesinin her masasının her sandalyesinde oturan şahıs cumhurbaşkanı kesilir. Fakat cumhurbaşkanı bir tanedir ve o işin asıl stresini sadece o yaşar. Herkes Fatih Terim kesilir, fakat kimse Fatih Terim’in önümüzdeki iki üç gün içinde yaşayacağı stresi bilmez bilemez.
Siz nasıl bu kadar kesin düşünceler de bulunabiliyorsunuz gerçekten şu an anlayamıyorum. Ben hala “ilkokul mezunu” olayındayım. Fakat çok da dert etmeyeceğim dedim ya benim annem, ananem, büyükbabam ilkokul mezunu olmalarına rağmen her sorumlu vatandaş gibi gidip oylarını kullandılar. Gidip oy kullanma sorumluluğuna giremeyenlerin ve bunu ölüm kalım dışındaki sebeplerle bağdaştıranların görüşleri, vatan severlikleri beni fazla enterese edemiyor, hatta çok riyakar geliyor üzgünüm.
Eğer yapılan mitinglere katılanlar gerçektende mitingdeki gibi ortak bir düşünceye sahip olabilselerdi mevzu bahis parti başta olmazdı. Bakın gördünüz mü daha orada bile tutarlılık sağlanamıyor… Balık baştan kokar.
Kaan Fakılı | 10 Haziran, 2008 @ 13:21 #
O mitinglerin amacı da sanki Atatürk ilkelerine falan bağlılık değildi ki birlik olsun. Mitinglerin amacı CHP’ye oy toplamaktı. O mitinglerde Türk bayrağını Türke karşı kullandılar. Onu hiç mevzu bahis bile etmiyorum.
Hz. İbrahim ateşe atıldığında bir “karınca” ona ufak bir kova ile su taşır. Karıncaya sorarlar:
“Be şaşkın karınca, senin etin ne budun ne, o kadarcık su o koca ateşi söndürmeye yeter mi?”
Karınca ise o güzel cevabını verir :
“Benim suyum o ateşi söndürmese de, safım belli olsun ağalar.”
İşte güzel bir örnek karıncadan. Madem oy verecek parti yok git kıyıda köşede kalmış partilere oyunu ver ki safın belli olsun. Ben seçim döneminde Sezai Karakoç’un partisine oy vereceğim Allah nasip ederse.
ferhatonair | 10 Haziran, 2008 @ 18:42 #
Tamam biliyorum bu konularda aşırı tepki veriyorum. Dışarıdaki normal vatandaşlar gibi ben de sıradan, bayağı bir yorum yapabilirdim ama işin ucu bana dokunduğundan dolayı bu tepkimi normal buluyorum evet aşırı tepki :)
eribol | 13 Haziran, 2008 @ 02:20 #
@ferhatonair, yazacaklarım şahsına yönelik değil. Lütfen alınma ama aşırı tepkilerin üzerinde çok fazlaca düşünülmeden, kulaktan duyma ve nefretle ortaya konduğunu düşünür ve bu düşündüğümden de şaşmam. Buna başımdan geçen bir olay ile örnek vereceğim.
Bodrum pahalı memleket vesselam. Namını duyduk ucuza güzel mantının yapıldığı bir yere gittik. Gittiğimiz gün tabii yine bir mahkeme kararı yine siyasi bir gündem vardı. Biri tarafsız biri az sağcı biri de aşırı solcu olduğunu bildiğim ama hiç farkedilmeyen bir arkadaş vardı. Elbette bu gibi konularda hepimizin bir düşüncesi vardı. Ancak hepimiz orta yolu çoğunlukla bulurduk. Zira bağnazca birşeyi savunmazdık. Neyse biz Tv deki olayı tiye aldık, zira MEB’de çalışanlar olarak bu önemli Bakanlığın ne kadar kötü bir durumda olduğunu (doğal olarak bizde o kadar iyi sayılmayız) bunların konuşulacağı memlekette sudan sebeblerle suni gündemlerle meşgul oluyoruz deyip geçecektik ki yemeği getiren amca birden kükremeye başladı. Ama ne kükreme. İçimizde Ak Partili biri olsa direk asacak gibi. “Bunlar Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkacaklarını zannediyorlardı.
İyi oldu, bitirsinler bunları” deyip başladı hemen. Tabii biz sakin sakin dinlemeye başladık. Amca klasik savunmalarına geçti hemen, üç kuruşa şurayı 5 kuruşa şurayı peşkeş çektiler. Özelleştirme konularını es geçiyorum ve bu savunmaların çoğunu partizanca bulurum. Neyse %47 oyu aşağıladı amca, partiye oy verenleri aşağıladı. Dini söylemleri kullandı(Elhamdulillah bizde müslümanız lafları).
Bende 15 dakikada bir amcanın suyuna gidip bir soru sorardım. 1. soru: Peki amca hangi partiye oy verelim. Amca 3 dakka susar ve konuyu değiştirir. 2. soru: Madem eleştirdin amca senin ülke için düşündüğün şeyler nedir? Ne istiyorsun da olmuyor, bu kadar feveran ediyorsun? Cevap yok konu yine değişiyor. 3. soru peki amca belli ki sen siyasetle çok haşir neşirsin. Hangi partidensin? Cevap sanırım belli, damara basan sorulan soruyu ya es geçen ya da yuvarlak cevap veren en meşhur siyasetçimiz kim? Süleyman Demirel.
Amcamızda O’nun yolundaymış meğer. Yani onca fırtınalar koparmasının sebebi gerçekten ülke sevgisi olduğuna inanabilir miyiz? Ben inanmıyorum zira mensubu olduğu partiyi de gördük. Sonra “Kur’an da türban falan yok, bize yutturuyorlar. Benim falanca akrabam hafızdır ona sordum, yok öyle birşey dedi” diye savunması vardı. İki dakka boyunca konuşsam mı diye düşündüm. Sonra söylemezsem eğer doğruları artık savunamam dedim ve söyledim. “Var amca var. Kur’an da örtünme ile ilgili ayet var.” Tabii benim yaşam tarzımdan bu gibi konuları bildiğim pek farkedilmediğinden herkes bir an garipsedi. Bende Sure ve ayet bilgilerini de kısmen söyleyince konu kapandı, hemen kaçtık. Zira gerçekten korkmuştuk. En son gidişimde beni vuracak diye habire arkama bakıp durdum:D
Demek istediğim şu ki bu savunmalar sizin (bizim) savunmalarımız değil. Birileri bizim sevmediğimiz insanlar hakkında birşeyler diyor ve bizlerde onlara olan kinimizden dolayı bu gibi tüm eleştirilere sahip çıkıyoruz. Ölçüp biçmek, yorumlamak yok. Kendi düşüncemizin ürünü olmayan iddialar üzerine 10 yılı nasıl ele alabiliriz ki? Hepsi bir yana amacımız ne? Niçin bu kadar kin? Kusura bakmayın ama bunların hepsi bize bizim damarımızdan enjekte edilen fikirler. Bize ait değiller.
Guher | 13 Haziran, 2008 @ 16:36 #
Fatma Barbarosoğlu’nun (yenisafak) 10 haziran tarihli yazısı cevap olarak yetecektir birilerine.
açıpta okumaya vakti olmayanlar(!) olabilir(mi)..küçük bir kısmını alıntılamak gerekirse;
“Yasakların şiddeti artıkça, başörtülü kadınların ve genç kızların hem entelektüel hem de sanatsal kapasiteleri artmaya devam edecek. Bunun iki sebebi var. Birincisi tesettürlü genç kızların “ol”ması için aileler ve sosyal yardım kuruluşları her türlü imkanı seferber etmeye çalışıyor. İkincisi başörtülü kızlara uygulanan “devlet baskısı”, genç kızları yaşıtlarına oranla hayata karşı bağışıklık sistemini güçlendiren bir “aşı” vazifesi görüyor.”
…herkes görebildiği yere kadar bakıyor…
Dr.Can | 13 Haziran, 2008 @ 16:47 #
Bu kararın hiç bir hukuki dayanağının olmadığı ilköğretimde/lisede vatandaşlık kitabını okuyan çocuk bile biliyor.. Gelin görün ki gerçeğin/hukukun gün yüzü gibi açık olmasına rağmen böyle bir karar aldılar.. Belli ki son çırpınışlar bunlar.. Ellerinde yargı ile Anayasa mahkemesi kalmıştı onu da doğal(!) olarak en iyi şekilde değerlendiriyorlar..
Ak partinin de çok yanlışı oldu. Bu yasanın zamanı değildi. Sivil anayasa ile çok rahat çözülebilicek meseleyi oyuncak ettiler.
Siyaseti sevmem bu konuda da fazla söze gerek yok. herşey çok açık. Millet herşeyin farkında. milleti kapatmadıkları sürece oyunları tutmayacak inşaallah. Geçici zaferleri, kazançları bir gün yerini daimi yenilgilere bırakacaktır Allahın izniyle.
Suskun | 13 Haziran, 2008 @ 17:56 #
eribol, güzel bir örnek vermişsiniz, teşekkür ederim.
Guher, güzel bir tespit yapmış, yasak olan yerde bireyler daha farklı bir karaktere sahip oluyor.
dr can, kararın hukuki olmadığı yönündeki tespitinize katılmakla birlikte “sadece ellerinde mahkemeler” kaldı gibi bir tespite katıldığımı söyleyemem. yarın öbürgün anayasa mahkemesi ak parti için kapatmama kararı verirse o zaman çok hoş bir durum ortaya çıkmaz. o sebepten böyle sanki bir hesaplaşma varmış, öyle gözükse bile, gibi yorumlar ve yaklaşımlar yapılmasını hem sakıncalı hem de hukukun daimiyeti açısından doğru bulmuyorum.
Atıfta Bulunanlar:
www.tusul.com | 9 Haziran, 2008 @ 12:37