2

Sonsuzluk Ve Birgün Arasında Ömür

“Neden, anne hiçbir şey beklendiği gibi olmadı. Neden? Neden çürüyüp gider insan sessizce acıyla ihtiras arasında parçalanarak? Ben neden hayatımı sürgündeymiş gibi geçirdim? Kendi ana dilimi konuşma şansım varken neden bu kadar seyrek döndüm ülkeme? Kendi dilim varken…Hâlâ kayıp kelimeleri bulabilecek ya da sessizliğin içinden unutulmuş kelimeleri çıkarabilecekken. Neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde? Söyle bana, anne insan neden bilmez nasıl seveceğini?”

Alexandre, böyle ifade ediyordu hep bir arayış içerisinde geçen hayatını. Ömrü boyunca aramaktan hiç vazgeçmemişti ama bir türlü ait olduğu yeri de bulamamıştı. Şimdiyse ömrünün son günlerini yaşıyordu belki de. Kaçımız cesaret edebilir ki tüm hayatıyla yüzleşmeye. Hayat, hani nasıl harcadığımızı bilemediğimiz, elimizin altında olan ama hep bir olmamışlıkla tükettiğimiz. Birisi çıksa da gösterse şu yaşadığımızı sandığımız hayatı, gözümüzün içine soksa al işte ömrünü böyle geçirmişsin, sevdiklerini böyle incitmişsin diye. Lakin ne anlamı olur ki bakmasını becerebilen göze sahip olmadıktan sonra…

Alexandre, laf olsun diye değil, gerçekten yarım kalmış bir şiiri tamamlamak için eşten, dostan ve rastladığı herbir kuştan kelimeler satın alırken aslında kendi hayatını tamamlamaya çalışıyordu ama bunun farkında değildi. Şüphesiz, hayatı bir güne sığacak kadar kısa değildi, o da bundan dolayı demişti; ömür dediğin nedir belki birgün belki sonsuzluk kadar…Alexandre’nın öyküsü burda bitti Tristan’dan devam edelim.

Tristan gençti ve haliyle daha deli doluydu. O, Alexandre gibi yaşadıklarına değil daha çok yaşayamadıklarına öfkeliydi. Her doğan gün şüphesiz insanın, hayata yine ve yeniden başlayabilmesi için büyük bir fırsattır fakat bir insan kaç kere cesaret edebilir herşeye yeniden başlamaya. Elinden Tutan’ı olduktan sonra insan vazgeçmemeli değil mi. Tristan da vazgeçmedi, düştü, kalktı herşeye yeniden başladı; yaptığı hataları telafi etmeyi denedi ama hayat bu kimi ne ile sınayacağını kim bilebilir.

Tristan’nın öyküsü “Her savaşçı, kendisini iyi bir ölümün beklediğini ümit eder. Ama Tristan bekleyemedi;kendi ölümünü aramaya gitti.”  şeklinde başlamıştı. “Kimi insan kendi içinden gelen sesi açık seçik duyar ve bu sese kulak verip yaşar. Böyle insanlar ya delirir ya da efsane olurlar.”  şeklinde devam etti ve “Mezarı belli değil, ama bunun bir önemi yok. Zaten hep sınırda yaşamıştı; bu dünya ve öteki dünya arasındaki sınırda. İyi bir ölümdü.“ şeklinde sona erdi. Gerçekten de iyi bir hayatı yoktu belki ama iyi bir ölümü oldu Tristan’nın.

*Eternity and a day ve Legends of the fall filmleri arasında böyle bir bağlantı kurduğumu filmlerin yönetmenleri, sırasıyla, Theo Angelopulos ve Edward Zwick görseydi herhalde hayret ederdi. Gerçekten alaka kurulacak iki film midir şüphesiz tartışılabilir ancak benim çok sevdiğim iki filmdir. Daha önce bahsetmiş olmama rağmen tekrar değinmeden edemedim. Fırsatınız varsa izlemenizi tavsiye ederim.

Benzer Yazılar

2 Yorum // Yorum Yapın

  1. Guher - Gravatar
    1

    Guher  |  28 Mayıs, 2008 @ 14:00 #

    bir dialog;

    -söyler misin kardeşim, aklı başında insanlar gibi evimizde yan yatacağımıza neden hep böyle belalar sararız başımıza?
    -ayaklarımız kaskatı kesilinceye kadar evde oturup yaşlılığın gelip çatmasını beklemek, senin benim gibi insanlara göre değil de ondan..hem evlerine tıkılan insanlarda ölmüyor mu sanki? Nereye giderse gitsin, insan kaderini boynunda taşımıyor mu?(alıntı-M.Esed)

    sinemayla pek alakam yoktur ama filmlerden yaptığınız alıntılar dikkate değer..

  2. Suskun - Gravatar
    2

    Suskun  |  29 Mayıs, 2008 @ 19:21 #

    Sinemayı çok seviyorum ve haliyle hoşuma giden diyalogları bir kenara not alıyorum. Bu şekilde izlediğim filmin daha anlamlı bir hale geldiğini düşünüyorum. Bu güzel şiir için teşekkür ederim.

Yorum Yapın

Yorum Kuralları:
* işaretli alanların doldurulması zorunludur. Yazıyla alakalı olduğu sürece her türlü yorumu yayınlarım. Yazıyla alakasız, argo, hakaret veya saldırı içeren yorumları yayınlamama hakkımı sakladım. Bir yorumu yayınlamış olmam yorum sahibinin fikirlerini benimsediğim anlamına gelmez. Mevlana'nın dediği gibi;

Cehalet insanı çirkinleştirir
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek cevabım vardır
Lakin lafa bakarım laf mı diye
Adama bakarım adam mı diye