İnsan Hakları Kültürü Oluşturabilmek
Bu insan hakları mevzuunu hep konuşup duruyoruz. Yakın tarihe kadar ülke olarak çok eleştiri aldığımız konulardan birisi oldu. Özellikle Avrupa Birliği süreciyle birlikte Avrupa Birliği standartlarını yakalayabilmek için birçok kanun ve anayasa maddesini değiştirdik. Ne kadar işe yaradığı hep tartışma konusu olacak önlemler aldık. Bizi bu konuda eleştiren ülkelerin de sabıkası o kadar temiz değil bunu da belirtmekte fayda var. Yani genel olarak insan haklarına saygı sözcüğü kağıt üzerinde yazılı kalan afilli sözlerden öteye gidemiyor.
İşin bu teorik kısmını bir tarafa bırakıp ve sadece ülkemize bakan yönünü ele alacak olursak ben, insan hakları mevzuunun çok önemli bir kısmının yetişme ve yaşam tarzımızla alakalı olduğunu düşünüyorum yani insan haklarına saygılı bireylerin ortaya çıkabilmesi için öncelikle insan haklarına saygı kültürünün oluşması gerekiyor. Bu dediğim şeyi sadece düşünce özgürlüğü açısından somutlaştırmaya çalışacağım.
Düşüncelerimiz Üzerindeki Ebeveyn Kontrolü
Millet olarak her zaman için aile yapımızla övünüp dururuz ki gerçekten de övünülecek yegane özelliklerimizden, toplumumuzdaki birçok olumsuz değişmeye rağmen halen sağlam kalabilen ender değerlerimizden birisidir. Kaç yaşına gelirsek gelelim hep ailemizin biricik çocukları olarak varlığımızı sürdürüyoruz.Anne babalar şüphesiz çocukları için en iyisini ister ve söyledikleri şeylerde mutlaka dinlenmelidir. Birçok durumda haklı oldukları zaten malumdur.
Bunda bir yanlışlık yok lakin bazı aileler ,şüphesiz iyi niyetlidirler, çocuklarının fikirlerine, onların tercihlerine çok fazla önem vermiyor ve sürekli çocuklarının davranışlarına, eğilimlerine kendileri karar veriyorlar. Sonunda anne babanın verecek olduğu karar kesin olacak olsa bile kesinlikle çocuğun da bir noktada düşünceleri alınmalı ve çocuğa, düşüncelerinin dikkate alındığı hissettirilmelidir. Bunun en somut örneğini meslek seçiminde görebiliriz. Birçok genç meslek tercihini ailelerinin arzusuna göre yapıyor.
Kısaca özetlemek istediğim şey aile yapımız çocuklarımızın kendi ayaklarının üzerine durup, sorumluluk alabilmesini ,kişi faktörü şüphesiz önemli, önlüyor. Daha da kötüsü bu durum sadece çocuğun ailesiyle birlikte olduğu dönemle sınırlı kalmayıp sırasıyla okul hayatında da devam ediyor.
Okul Hayatımız Ve “Öğretmen Her Zaman Haklıdır” Sendromu
Okul hayatımda duymaktan en çok nefret ettiğim şey “öğretmen her zaman haklıdır, öğretmenin haksız olduğu durumlarda birinci kural geçerlidir” sözüydü. Sosyologlar üzerinde ciddi araştırma yapmış mıdır bilmiyorum ama bu yaklaşım tarzı sadece öğretmenlere ve idarecilerine ait bir bakış açısı değil; bu bizim bireyden ziyade devletçi yapıya sahip bir millet olmamızdan kaynaklanıyor. Yöneten konumunda olup gücü elinde bulunduranlar hep haklı olma varsayımından yararlanıyor.
Ortaokul ve lise yıllarında sıkça karşılaştığım bir durumdu bu. Ben genel olarak “öylesine” söylenip geçiştirilen bir bilgiye itibar eden birisi değildim ve aklıma yatmadığı zaman öğretmenimden farklı bir görüş ileri sürebiliyordum ve bu çoğu zaman beni ukala konumuna düşürüyordu. Şimdi düşününce sadece fikrimi söylediğim için ukala denip yerime oturtulduğum o kadar çok mevzu oldu ki. Bir nevi düşüncelerimizin en çok olgunlaşacağı zamanlarda susmaya mahkum ediliyoruz.
Nihayetinde bu bir genellemedir ve haliyle bunun istisnasını teşkil edecek olan öğretmenler de vardır. Zira benimde bu konuda üzerimde çok emeği olduğuna inandığım öğretmenlerim oldu ancak öğretmenlerin büyük bir kısmının öğrencilerine bu şekilde davrandığı kanaatindeyim.
Şu ana kadar ki kısmı toparlayacak olursa aile içerisinde susmak zorunda kalıp düşüncelerimizi olması gerektiği gibi ifade edemediğimiz gibi okul hayatımızda da bunu başaramadık. Sonraki adım üniversite orda durum farklı mı peki?
Üniversiteli Olduk; Konuşabiliyor Muyuz?
Üniversiteler söz konusu olduğu zaman hep söylenir “öğrencilerimiz burda kendilerini rahatlıkla ifade edebiliyorlar” diye peki bu ne kadar doğru? Herhangi bir dersten sınava girdiğim zaman eğer dersi geçmek için cevap olarak ders hocasının savunduğu görüşü yazmam gerekiyorsa o zaman kendimi ifade ediyorum nasıl diyebilirim ki.
Teknik bilimlerde bu belki pek karşılaşılmayan bir durum olabilir fakat özellikle sosyal bilimlerde benzer durumların çok olduğu kanaatindeyim. Bir konuyu tartışırken ders sırasında kalkıp, gerçekten samimi bir şekilde söyleyeceğiniz “hocam ben şundan şundan dolayı size katılmıyorum, bence bu mevzu şöyledir” gibi bir söze olgunlukla karşılık verecek kaç tane hoca var ki? Yoktur demiyorum elbette vardır ama sizce olması gerektiği seviyede mi?.
İş Hayatında Fikirlerimiz İtibar Görüyor Mu?
İster özel sektörde çalışılsın isterse kamu sektöründe insanın kendini rahatça ifade edebildiğine ben şahsen inanmıyorum. Kamu sektöründe çalışıyorsanız amirinizle iyi geçinmelisiniz. İyi geçinmek bunun medeni bir davranış olmasından ziyade gücü elinde bulunduranın “o” olmasından kaynaklanıyor. Hele bir yerlerde “dayısı” da varsa o zaman işiniz daha bir zor demektir.
Yine kamu sektöründe çalışıyorsanız ve normal bir memuriyetten ziyade daha üst kademelerde görev yapıyorsanız o zaman işiniz daha zor; sadece amirinizle değil mevcut iktidarla ve iktidar yalakalarıyla da iyi geçinmek zorundasınız. Tüm hayatınız, emeğiniz kamprisli birisinin tek sözcüğüyle çöpe gidebilir.
Aranızdan bazıları bu dediğimi o ya da bu iktidara mal etmeye çalışabilir. Ben spesifik olarak bu durumun geçerli olduğu bir iktidarı kasdetmiyorum. Hatta aksine bunun geçerli olmadığı bir iktidarın olduğunu düşünmüyorum. Her dönem benzer muhabbetler oluyor ve bu gidişle de olmaya devam edecek gibi görünüyor. Özel sektörde belki bir nebze daha olsun durum farklı olabilir.
Ülkemizde Parti İçi Demokrasi
Ülkemizde demokrasi adına söylenen en büyük yalanlardan birisi de budur. Ben gerçek manada parti içi demokrasinin olduğu bir parti şahsen bilmiyorum. Parti içi demokrasinin en az olduğu parti CHP’dir bana göre. Diğer bütün partilerinde CHP‘den aşağı kalır bir tarafı yoktur, al birini vur ötekine. Bizim ülkemizde parti lideri ne derse o olur. Çatlak sesler hemen susturulur, partiden atılır.
Hoşgörüsüzlük Zinciri
Toparlayacak olursak söylemek istediğim şu ki toplumumuzun en küçük biriminden başlamak üzere sürekli hakim ve egemen durumda olan birşeye boyun eğmek, onun söylediklerini tereddütsüz kabul etmek durumunda bırakılıyoruz.
Hayatı boyunca fikirlerine hiç saygı duyulmayan ve hep susturulup, tabi olduklarının söylediklerini ancak tasdik etmek suretiyle yetişen bir kimsenin öğretmen, idareci, memur ya da herhangi başka bir mesleğe sahip olduğunda açık fikirli, hoşgörülü, bütün fikirleri saygı duyan birisi olmasını bekleyebilir miyiz?
Bugünün memuru yarının amiri demektir ve bir memur kendi memuriyetinde kendisine nasıl davranıldıysa yarın öbürgün amir makama geçtiği zaman aynı şekilde davranmayacak mıdır sizce? Üniversitedeki asistanlara dikkatli bir şekilde bakın ve davranışlarını, sürekli birlikte oldukları hocalarının davranışlarıyla karşılaştırın. Asistanların yavaş yavaş hocaları gibi olduklarını ve hocaları öğrencilere nasıl davranıyorsa onların da öğrencilere öyle davranmaya başladıklarını görürsünüz.
Dikkat edin şu ana kadar bahsettiğim hususlarda farklı inançlara sahip olma, aynı inancı farklı şekilde yorumlama, siyasi veya dini bir fikrin temsilciliğini yapma gibi daha derin düşüncelere hiç değinmedim ve böyle durumları nasıl karşılıyoruz mevzuunu tartışma konusu bile yapmadım. Çok daha sıradan, basit mevzularda bile birbirimize karşı bu kadar hoşgörüsüz olabiliyorsak Allah bilir daha derin ve ciddi meselelerde nasılız.
İşte ben bundan ötürü diyorum ki asıl olan bir toplumda insan hakları kültürünün oluşturulabilmesidir. Bu sadece düşünce özgürlüğünde değil diğer temel insan hakları konularında da geçerli. Şiddete meyilli bir toplum haline gelmişken işkence ve kötü muamele gibi hak ihlallerini önleyemeyiz. Toplum böyle birşey işte, yanlış birşey sadece yapıldığı dönemle sınırlı kalmayıp, bir yanlışlar zincirinin oluşmasına ve her ferdin bundan etkilenmesine sebep oluyor.
Sosyolojik olarak çok iddialı bir yazı oldu sanırım. Bahsettiğim hususlar ne kadar ya da ne oranda doğrudur bilemiyorum fakat üzerinde ciddi araştırma yapmaya değecek bir konu olduğu kanaatindeyim.
Hoşgeldiniz. Blogda yer alan diğer yazılara gözatmak için Arşiv'e bakabilirsiniz. Yayınlanan yeni yazılardan habedar olmak için RSS Abonesi olabilirsiniz. Rss okuyucu kullanmıyorsanız Email listesine katılmanız yeterli. Teşekkürler
Benzer Yazılar
Rastgele Yazılar
“İnsan Hakları Kültürü Oluşturabilmek” yazısına 3 yorum yapılmış
-
-
Daima “çocuk” olarak görüldüğün ailede konuşamazsın; konuşursan olabilecekler: a) aile bireylerinden biri sana kırılabilir b) aile bireyleri ” yazıklar olsun verdiğimiz onca emeğe” deyip seni vicdan buhranlarına sokabilir c) ailenin maddi gelirini elinde tutan kişi söylediklerine kızıp sana para vermeyi kesebilir d) şiddet görebilirsin. Ailede susarsın çünkü elinde hürce konuşmana sebep olacak maddi bir şeylerin yoktur. Her şeye “he” deyip geçersin.
Lisede konuşamazsın çünkü öğretmenliği hala tam layıkatıyla yapamayan öğretmenlerinin elinde tehtit unsuru olarak not defteri vardır. Öğretmenin gözüne girmeye çalışır, not defterine oynarsın. Dalkavuk olursun, yalaka olursun. Bunları olmazsan, öğretmenimsiler sana takar (!) sonunda yine aileyle burun buruna gelirsin. Düşük not karneni, karnen puanlarını, puanların üniversiteni, üniversiten gireceğin işi, gireceğin iş alacağın parayı etkiler.
Üniversite hayatım çok kısa sürdüğü için gözlemlerimi yazamayacağım ama bana en saçma geleni dediğiniz gibi sosyal bölümlerde, yoruma düşünceye dayalı alanlarda sınava girip düşündükleriniz yüzünden size not verilmesi değerlendirme yapmanız oldukça saçma. Dersinize giren prof. ya da asistan gibi düşünmezseniz ya da düşünüyormuş gibi yapmazsanız notlarınız düşük gelebilir, okul uzayabilir, diploma notunuz düşebilir. Bu da maddi gücü elinize alacağınız tarihi öteleyebilir. Maddi gücünüzü elinize ne kadar geç alırsanız aynı oranda ailede susacağınız süre uzar.
İş yerinde patron babanız bile olsa susarsınız. Maddi gücünüzün elinizde kalması patrona ya da amire bağlıdır. Patrona ya da amire zıt(!) giderseniz işinizden olursunuz, yeni bir iş bulana kadar maddi sıkıntı çekebilirsiniz ve bu ara dönem ailede yine susmak zorunda kalmanıza sebebiyet verebilir.
Garip bir şekilde tüm evreleri para ve aile ile işkillendirmem sanırım benim hayatımda sürekli bunları yaşadığımdan kaynaklanıyor.Zaten insan hakkı diye bir şey yok… Bireysel özgürlük diye bir şey de yok. Vardır elbet bir yerlerde diye birazcık olan umudumu da dünden sonra kaybettim…
-
@Heartsmagic,herşeyin başı biziz azizim. Dediğim gibi yaptıklarımızdan sadece biz etkilenmiyoruz, kendimizle birlikte birçok kişiye de sebep olmuş oluyoruz. O sebepten dikkat etmemiz gerek her zaman için.
@Miray,yorumlarınızı okuyunca yeni bir blog yazısı okuyormuş gibi hissettim. Bunun için öncelikle teşekkür ederim.
Ben aile konusunda oldukça şanslıyım sanırım çünkü çocukluğumdan beri hem kendi ayaklarımın üstüne durmama izin verildi ve aldığım kararlar tartışma konusu yapılmadı. Ailemin bu konuda bana karşı çok büyük bir güveni vardı ve ümit ederimki onların güvenini boşa çıkarmamışımdır.
Hak ve özgürlül değilde bizde daha çok dereyi gecene kadar, afederseniz, ayıya dayı demek söz var. Bu mevzuyu bundan daha iyi özetleyecek birşey bulamadım gerçekten.
Yorum yapın
Lütfen: Yorumlarınızın hakaret, küfür, argo veya saldırganvari ifadeler içermemesine dikkat edin. Boşluk bırakarak yazmaya ve yorumlarınızın yazıyla alakalı olmasına lütfen özen gösterin.
İddialı mıdır bilemiyorum ama son derece doğru tespitler yapan, meselenin temeline parmak basan bir yazı olmuş. Yazıya yanlış diyecek insan tanımıyorum ben, öyle ki yazıda adı geçen gruplar bile. Ha pardon, o gruplar zaten biz olmuyor muyuz!