2

İnsan Hakları; Modern Dünyanın Başka Bir Palavrası Mı?

Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin 60. yıldönümü nedeniyle Blogcatalog sitesi “Bloggers Unite For Human Rights” adı altında bir kampanya düzenledi. Böyle bir etkinlik yapılacağına ilişkin daha önce bir yazı kaleme almıştım. Her ne kadar etkinlik blog yazarlarının, 15 mayıs’ta insan hakları konulu bir yazı kaleme almasını öngörse de maalesef o tarihte yazamadım. Adı geçen etkinliği sadece bir bahane olarak kabul edip insan hakları konusunda kısa kısa da olsa bazı konular hakkındaki düşündüklerimi yazacağım.

Blog yazarları insan hakları konusuna dikkat çekiyor

21. Yüzyıl; Mega Ölümler Yüzyılı*

Geçtiğimiz yüzyıl insan hakları, demokrasi gibi günümüz dünyasının sıkça dile getirilen kavramlarının gittikçe etkinlik kazandığı bir yüzyıl olmuştur. Fakat ne zıtlıktır ki yine geçtiğimiz yüzyıl, dünya tarihinin en kanlı yüzyıllarından birisidir. Çalışma kampları, toplama kampları ve soykırım derken neredeyse dünya tarihi boyunca savaş meydanlarında ölen kişi sayısı kadar insan geçtiğimiz yüzyılda hayatını kaybetmiştir. Bu durum kavramların bazen kendilerine yüklenen anlamları kaybedebileceğinin en açık göstergesidir. Bundan da ötesi bazen kavramlara vereceğimiz anlamlarla herşeyi öylesine karmaşıklaştırıyoruz ki asıl yapılması gerekenleri gerçekleştiremiyoruz. En temel insan hakkı sayılan yaşam hakkını bile garanti altına alamadığımız bir dünyada, yıllardır insan haklarına saygı duyulması gerekir diyerek bir bakıma kendimizi kandırıyoruz.

Günümüz dünyasının insanlarının basit ve doğrudan yaklaşabileceği tek bir soru bile yok. İster ekonomik, medeni, diplomatik ve bilimsel olsun, isterse dini ve felsefi olsun, bütün sorular öylesine suni ve yanlış bir şekilde yöneltiliyor, öylesine karmaşık, gereksiz iddia tabakasıyla sarılıp sarmalanıyor ve öylesine ince anlam ve kelime kaydırmalarıyla, safsatayla ve tartışmalarla dolduruluyor ki bu tür sorulara ilişkin bütün tartışmalar daireler halinde dönüp duruyor ve milinden çıkmış bir araba tekerleği gibi hiçbir şeye ulaşamıyor. Yöneldiği tek bir maksad dışında, hiçbir yere götürmüyor: İnsanların yaşadığı ve işlediği kötülüğü o kişiden ve diğerlerinden gizlemek. Leo Nikolayeviç Tolstoy, Din Nedir?

Birleşmiş Milletler Meşruiyetini Kaybediyor Mu?

 Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ülkeler arasındaki gerginliğin azaltılması amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti, kendisinden beklenen misyonu yerine getiremediği için İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından dağılmıştır (1946). 1945 yılında ise yine benzer bir misyona sahip olan ve kendini “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş” olarak tanımlayan Birleşmiş Milletler kurulmuştur.(via)

Kurulduğu günden itibaren İnsan Hakları Evrensel Beyannamasi ile Medeni Ve Siyasi Haklar Sözleşmesi gibi birçok önemli belgeye imza atan Birleşmiş Milletler‘in özellikle son yıllarda meşruiyeti üzerinde çeşitli tartışmalar yapılmaktadır. Birleşmiş Milletler’in alınacak olan herhangi bir kararı veto etme yetkisine sahip olan beş daimi üyeden oluşan organı olan Güvenlik Konseyi, aldığı veya almakta geciktiği ya da veto hakkına sahip olan devletlerin vetosundan dolayı alamadığı bazı kararlardan dolayı giderek prestijini yitiren bir kurum haline gelmektedir.

ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin Halk Cumhuriyet’inden oluşan bu daimi üyeler aynı zamanda dünyanın en büyük silah üreticisidirler ve nükleer silaha sahip olduğu neredeyse kesin olarak bilinen ülkelerdir. Yine çeşitli zamanlarda Birleşmiş Milletler misyonunu yerine getirmekten oldukça uzaklaşmıştır. Örneğin geçtiğimiz yıllarda İsrail’in Lübnan’a yaptığı saldırıda masum sivillerin ölmesine rağmen Güvenlik Konseyi İsrail’e karşı Amerika’nın vetosu sebebiyle herhangi bir yaptırım uygulayamamıştır. 

Bu ve bunun gibi birçok örnekten dolayı Birleşmiş Milletler’in meşruiyetinden şüphe duyulmaktadır. Daimi üyelerin veto hakkı ellerinden alınmayıp daha geniş katılımlı bir yönetim anlayışı benimsenmedikçe Birleşmiş Milletler’in meşruiyeti gittikçe yara alacak ve giderek fonksiyonunu yitirecektir.

Not: Böyle bir konuda normalde daha somut ve çarpıcı bir konuyla başlamayı düşündüm fakat yukarıda bahsettiğim hususlara değinmeden de edemedim. O sebeple bu yazıya, genel ve teorik bir yaklaşımdan ziyade daha özel ve somut bir şekilde ve daha çok ülkemizdeki insan hakları uygulamalarına dönük bir bakış açısıyla başka bir yazı ile devam edeceğim.

Şu ana kadar sanırım sadece Kaanfakılı (ilginç bir konuya esprili yaklaşım getirmiş) ve Heartsmagic insan hakları konusunda yazı yazmış. İdeolojiden uzak ve mümkün olduğunca objektif bir bakış açısıyla, eli kalem tutan herkesin bu konuda birşeyler yazmasını gerçekten hoş olur. Kaan ve Serkan beylere haddim olmayarak bu hassasiyetlerinden ötürü teşekkür ediyorum.

*Mega ölümler yüzyılı terimi Zbigniew Brzezinski‘nin, Kontrolden çıkmış dünya-21.Yüzyıl Arifesinde Dünya Çapında Karmaşa, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları isimli kitabında geçtiğimiz yüzyıl için kullandığı bir tabirdir.

Benzer Yazılar

2 Yorum // Yorum Yapın

  1. Heartsmagic - Gravatar
    1

    Heartsmagic  |  17 Mayıs, 2008 @ 22:31 #

    Tolstoydan yaptığınız alıntı ne kadar da yerinde ve tabir-i caizse cuk oturmuş. Zaman ilerledikçe merkezdeki problemlerle uğraşmak yerine ya vaktimizi problemi tekrar ama tekrar tanımlamakla uğraşıyoruz ya da hep çevresinde dönüp duruyoruz. Ortada aksiyon namına tek bir hareket olmuyor, boşa konuşmalar, boşa tartışmalar. Eskiler ne de güzel söylemiş “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”…

  2. Suskun - Gravatar
    2

    Suskun  |  18 Mayıs, 2008 @ 20:38 #

    Zaten kağıt üzerinde yazılanlar birazcık uygulanabilse herhalde dünya üzerinde kimse acı çekmez. Bu sebeptendir ki her ortamda çözüm üreten, iş bitirecek insanlara ihtiyacımız var.

    Diğer bir husus insan hakları ihlallerine karşı aynı mesafede durulması gerekiyor. Yapılan yanlış bir eyleme tepki gösterip bir diğerine göstermemek yeni ihlallere ortam hazırlıyor.

Yorum Yapın

Yorum Kuralları:
* işaretli alanların doldurulması zorunludur. Yazıyla alakalı olduğu sürece her türlü yorumu yayınlarım. Yazıyla alakasız, argo, hakaret veya saldırı içeren yorumları yayınlamama hakkımı sakladım. Bir yorumu yayınlamış olmam yorum sahibinin fikirlerini benimsediğim anlamına gelmez. Mevlana'nın dediği gibi;

Cehalet insanı çirkinleştirir
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek cevabım vardır
Lakin lafa bakarım laf mı diye
Adama bakarım adam mı diye