1 Mayıs; Anlamını Yitiren Bir Başka Bayram
Daha önce bir yazımda kavram kargaşası ve Türkiye gerçeği şeklinde ibare kullanmıştım ve özellikle kelime itibariyle çok güzel anlamlara sahip olan günlerin bizde, maalesef kötü izlenime sahip günler olarak anıldığından bahsetmiştim. Bir radyo programında dinlemiştim polisin en çok güvenlik önlemi aldığı günler 1 mayıs, dünya kadınlar günü, dünya barış günü vb günlermiş.

Malum olduğu üzere dün 1 mayıs işçi bayramıydı ve hayli üzücü ve istenmeyen olayların yaşanmasıyla neticelendi. Sendikalar 1 mayısı İstanbul/Taksim meydanında kutlamakta ısrar etti ve hükümette bu talebi ısrarla reddetti. Bilindiği üzere ülkemizde 1977 yılında, tarihe kanlı mayıs olarak geçen ve birçok insanın ölümüyle neticelenen üzücü olaylar yaşanmıştı. O tarihten sonrada Taksim meydanında, benzer olaylar yaşanır endişesiyle 1 mayıs gösterilerine izin verilmedi. İşçi sendikaları özellikle bu sene gösterilerin Taksim’de yapılması konusunda oldukça ısrarlı oldular fakat bu talepleri yine reddedildi.
Halkın Demokratik Tepkisini Göstebilmesi Önemlidir
Bir ülkede halkın siyasetin içerisine dahil olarak hak ve taleplerini dile getirmesi, beğenmediği şeyleri protesto etmesi, demokratik tepkisini göstermesi hem o ülkenin demokrasi kültürünün gelişebilmesi hem de özellikle sosyal politikaların muhatabı olan kişilerin devletle daha barışık olabilmesi açısından önemlidir. Kulaklarını, nerden gelirse gelsin vatandaşlarının seslerini kapatmış olan bir devlet asla tam anlamıyla demokratik bir devlet olamayacağı gibi olması gerektiği gibi de sosyal barışı sağlayıp, vatandaşlarının huzur içerisinde yaşamasını temin edemeyecektir.
Tarih birçok kereler göstermiştir ki bir insan veya otorite elinde bulunan güç her zaman yozlaşmaya, kötüye kullanılmaya mahkumdur. Bir yerde yetki ve güç kullanımı varsa orada aynı zamanda bu gücün sınırlandırılması gerekir. Demokratik toplumlarda devlet ve iktidarların sahip olduğu güçlerin sınırlandırılması, birçoğu anayasada düzenlenen anayasal kurumlar aracılığıyla sağlanır. Fakat devleti yalnızca, yine devlet kurumlarının denetlemesi açıktır ki tek başına yeterli değildir. Bu sebeple vatandaşların gerek bireysel gerekse sivil toplum örgütleri aracılığıyla demokratik tepkilerini gösterebilmeleri gerekir.
Hak Arayışı Meşru Çizgide Yapılmalıdır
Dünkü 1 mayıs gösterilerine gelecek olursak ortalığı karıştırmak isteyen bazı kişiler bu bayrama gölge düşürdüğü gibi kimi zaman orantısız güç kullanan bazı polis memurları da durumun daha vahim bir hal almasına sebep oldu. Çıkan olayların bir ihtimal polisin aşırı güç kullanmasından kaynaklandığını düşünecek olsak bile bu ellerinde molotof kokteyleri, taş ve sopalarla miting alanına gelen, bunun için hususi hazırlık yapmış oldukları her hallerinden belli olan kimselerin yaptıklarını açıklamak ve en önemlisi meşrulaştırmak için yeterli değildir. Eğer bir insan molotof kokteyleri ile adında bayram olan bir güne iştirak ediyor ve elindeki taş, sopa ve molotof kokteylerini çekinmeden sağa sola atabiliyorsa ortada çözümlenmesi gereken ciddi bir sorun var demektir.

Bu tip kimselerin niyetlerinin işçi bayramını kutlamak, hakları bir şekilde sürekli yenen insanların haklarını aramasına destek olmak olmadığı gün gibi aşikar. Zaten bu niyetle o meydanda olduklarını söylersek o zaman iş daha vahim bir hal alıyor haliyle. Bu ve benzeri kimselerin çıkardığı olayları görünce o zaman ister istemez şu soruyu sordum kendime; gösterilerin Taksim meydanın yapılmasına izin verilmemesi yerinde bir karar mıydı?. Evet bence çok yerinde bir karardı.
Herkesin malumudur yakın zamanda Sosyal Güvenlik Yasası değişti ve yürürlüğe girdi. Yine sendikaların bu yasaya karşı düzenlemiş oldukları bir eylem vardı. Taksi ararken şans eseri böyle bir eylemin içinde buldum kendimi ve yavaş yavaş kaldırımdan yürüyordum. Daha sonra sol tarafımdan geçen bir işçi grubuna bakınca resmen şok oldum. Söz konusu işçi grubunun en önünde gruba liderlik yapan bir bayan gördüm. Bu bayanın sabahtan akşama kadar PKK propagandası yaptığını onu tanıyıp da bilmeyen yoktur sanırım. Kendisini televizyonlarda da çıkartmış oldukları bazı olaylarda görmüştüm.
Elbetteki oradaki işçilerin bu bayanla ve onun savunduğu fikirlerle uzaktan yakından alakaları yoktur. Onlar kendilerine gösterilen güzergahta yürüyor ve grup liderinin tekrarladığı sloganları atıyorlar. Fakat o zaman şunu anladım ki bu tip eylemler, mitingler her zaman kötüye kullanılmaya, provoke edilmeye çok müsait durumlar. Güvenlik endişesiyle bu tip organizasyonlar hiç yapılmasın demiyorum ama 1 mayısdan onlarca gün evvel bu sene çok kararlıyız Taksim’e yürüyeceğiz, hükümet bizi durduramaz şeklinde beyanlar vermek yapılacak mitingi provakasyonlara açık hedef haline getirmez mi sizce?
İnsanları korkutarak sahip oldukları en doğal hakları kullanmalarına mani olunmasına sonuna kadar karşıyımdır fakat eğer söz konusu korkular sadece bir hezeyanı değil defalarca tecrübe edilmiş bir gerçeği ifade ediyorsa o zaman aklı selim davranmakta fayda vardır. Burada asıl söz söylenmesi gereken sendikalar fakat o da bir sonraki yazıya kalsın.
Heartsmagic | 3 Mayıs, 2008 @ 00:10 #
Ne yazık ki güzide ülkemizde bir çok güzel değer ya içi boşaltılmış ya da gerçek anlamından saptırılmış durumda. Haliyle olan bu değerleri hatırlamak ya da yaşatmak isteyenlere oluyor. Herkes bir olguyu parsellemiş sanki, “ancak ben savunurum sana söz düşmez” mantığı hüküm sürüyor. Hal böyle olunca da insanın destek veresi gelmiyor ya da alaka kurası.
Suskun | 4 Mayıs, 2008 @ 02:30 #
Haklısınızne yazıkki bu şekilde anlamını yitiren ne çok şey var. Oysaki bir işçinin haklarını dile getirip savunabilmek için illa belli bir ideolijiyi paylaşmaya gerek yok. Sadece hassas bir insan olmak ziyadesiyle yeterli değil mi?