‘Mayıs, 2008’ tarihli yazılar
2008
Böylesine Ne Denir?
Satır Arası • 4 Yorum
Etiketler: dağdan inme, ezik gençlik, minibüs, şehir, şehir magandası, tekme atma, yaratık
Hareket halindeki minibüsün kapısını açarak yol kenarındaki arabaların aynalarını ayağıyla kırmaya çalışan ve bu da yetmiyormuş gibi yol kenarında yürüyenlere tekme atan bir yaratığa ne denir? Bu soruya cevap verirken bu kişinin, büyük ihtimal arkadaş ortamında yaptığı işi övünerek anlatacağını ve çevresinde bulunan diğer yaratıkların da “harbi ya neden daha önce düşünmedim, süper bir fikirmiş” diyeceğini hesaba katmanızı önemle rica ediyorum. Kelime haznem çok zayıf sanırım bu eylemi yapan insancıkları tanımlamaya uygun birşey bulamadım.
Devamını okuyun2008
Anne Hissiyatı
Hayat-Memat • 3 Yorum
Etiketler: anne, anne hissiyatı, anne sevgisi, annelik, çocuk, his, hissiyat
Dünyada her varlık başkadır ama bilmem ki annenin yeri tutulabilir mi. Tamamen yaratılışlarından kaynaklanan bazı özellikleri var. Tarif edilemez belki ama bir annenin çocuğuyla olan ilişkisindeki farklılık çok derinden hissedilebilir.
Annemin, aslında bütün annelerin, beni en çok şaşırtan yönü bana ve şüphesiz diğer çocuklarına karşı olan hissiyatıdır. Annem üzülmesin diye ondan ne kadar birşeyleri saklamaya çalışsam da, içine doğuyor derler ya işte aynen öyle, biz söylemeden herşeyi bana kendisini anlatır, senin şöyle şöyle bir sıkıntın var der.
Hiç unutmuyorum önceki yıl kız arkadaşımla ayrılmıştık ve hakikaten zor bir zaman geçiriyordum. Ayrılığın üzerinden henüz bir iki gün geçmişti ve anneme söylememiştim. Bu mevzuyla alakalı olarak çok bunaldığım bir anda telefonum çaldı, arayan annemdi. Henüz tek kelime bile etmemişken bana direk, “oğlum hakkınızda hayırlısı olur inş. Kendini çok üzme” dedi. Annem dahil[...]
2008
Akıl Tutulması
Günlük • 6 Yorum
Etiketler: burs, doktora, fırsat, iş teklifi, nasip, proposal, üniversite, yüksek lisans
Bazen çok salakça davrandığımı hissediyorum. Bunun en son örneğini bu yakın zamanda yaşadım. Neden ya da niçin yaptığıma mantıklı bir açıklama veremediğim bir şekilde çok iyi sayılabilecek bir okul ve iş teklifini sanırım kaçırmak üzereyim.
İki ay önce İngiltere’de bir üniversiteye yarı resmi başvuru yapmıştım. Mezuniyet derecem olduğu için yüksek lisans yapmadan direk doktoraya başlayacaktım. Çalışacağım hocalarla Türkiye’ye geldiklerinde görüştüm. Adamlar bana kendini hazırla iki ay sonra senden net bir proposal isteyeceğiz dediler. Bu kadarla bitse iyi. Üniversite, yine üniversite mezuniyet ortalamam çok yüksek olduğu için beni tam burslu olarak kabul etti. Bununla da bitmedi bir de asistanlık teklif ettiler. Buda yetmedi üstüne bir de burs adı altında maaş vereceğiz dediler. Üstelik eğer çok çalışırsam 2.5 yılda aksi takdirde maksimum 3 yılda doktoramı yapmama izin verdiler. Türkiye’de istesenizde hocalar bu kadar kısa[...]
2008
Saçlarıma Aklar Düşmüş
Satır Arası • 2 Yorum
Etiketler: berber, beyaz, çocukluk, saç, saçlarıma aklar düştü
Saçlarımın beyazlaması, çocukluğumdan beri hep istediğim birşeydi. Çocukken niye böyle birşeyi dilediğim konusunda bir fikrim yok ama sanırım saçları beyaz olan amcalar gözüme daha büyük gözüküyordu. Sadede gelirsek berberde farkettim ki saçlarımda tek tek olsa da beyazlar gözükmeye başlamış, berber öyle söyledi. Anne ve babam hep söyleyip durur “oğlum bu kadar düşünme, çalışma. Ne vardı gidip öğretmen olsaydın hiç değilse yazın yanımıza gelirdin” diye. Bu durumdan şikayetçi miyim, değilim. Aksine asıl birşeylere kafa yormadığım zaman kendimi huzursuz hissediyorum.
Kendini insanlara ve tutkularına adamayan birinin kalbi asla kırılmaz. Peki ama o zaman gerçekten yaşamış sayılır mı? Birilerine değer veren bir fani olarak ölmeyi tercih ederim. O zaman ruhum özgürlüğüne kavuşur.[Yasak Krallık, The Forbidden Kingdom]
*Bu filmden kala kala aklımda bu söz kaldı. Benim eğlence anlayışım ancak bu kadar olur zaten.
2008
Sonsuzluk Ve Birgün Arasında Ömür
Sinema • 2 Yorum
Etiketler: Alexandre, Edward Zwick, eternity and a day, hayat, legends of the fall, ömür, sonsuzluk, Theo Angelopulos, Tristan
“Neden, anne hiçbir şey beklendiği gibi olmadı. Neden? Neden çürüyüp gider insan sessizce acıyla ihtiras arasında parçalanarak? Ben neden hayatımı sürgündeymiş gibi geçirdim? Kendi ana dilimi konuşma şansım varken neden bu kadar seyrek döndüm ülkeme? Kendi dilim varken…Hâlâ kayıp kelimeleri bulabilecek ya da sessizliğin içinden unutulmuş kelimeleri çıkarabilecekken. Neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde? Söyle bana, anne insan neden bilmez nasıl seveceğini?”
Alexandre, böyle ifade ediyordu hep bir arayış içerisinde geçen hayatını. Ömrü boyunca aramaktan hiç vazgeçmemişti ama bir türlü ait olduğu yeri de bulamamıştı. Şimdiyse ömrünün son günlerini yaşıyordu belki de. Kaçımız cesaret edebilir ki tüm hayatıyla yüzleşmeye. Hayat, hani nasıl harcadığımızı bilemediğimiz, elimizin altında olan ama hep bir olmamışlıkla tükettiğimiz. Birisi çıksa da gösterse şu yaşadığımızı sandığımız hayatı, gözümüzün içine soksa al işte ömrünü[...]