Tutuklama Kararı Ve Adli Kontrol Uygulanması
Gazeteci İlhan Selçuk ve Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılmalarının ardından bazı yorumlarda boş yere gözaltına alındıkları ve daha sonra hata yapıldığının farkına varılıp serbest bırakıldıklarına ilişkin bazı yorumlar vardı. Bu tür yorumlara daha tarafsız bakılabilmesi için politik yaklaşımlardan uzak bir biçimde sözü geçen tutuklama ve adli kontrol kurumlarına kısaca bakmakta fayda var. Yazıyı bu çerçevede okuyup herhangi bir kimseye suç isnad edildiği varsayımında bulunmadan okursanız daha faydalı olur sanırım.
Bir kimsenin (şüphelinin) gözaltın alındıktan sonra tutuklanabilmesi için işlediği iddia edilen suça yönelik olarak kuvvetli bir suç şüphesinin olması gerekmektedir. Bir kimseyi gözaltına alabilmek için gerekli olan şüphe ile hakkında tutuklama kararı verebilmek için gerekli olan şüphe yoğunluk açısından farklıdır. Tutuklama kararı verilebilmesi için gözaltına alınmadan daha ciddi bir şüphenin varlığı gerekir.
Somut olayda savcı kuvvetli bir suç şüphesinin olup olmadığını araştıracak ve duruma göre kişiyi tutuklanması istemiyle hakim veya mahkemeye sevk edecektir. Bir kişi hakkında tutuklama kararı verilmesindeki asıl amaç kişinin kaçması veya suça ilişkin delilleri karartma tehlikesinin bulunmasıdır. Bunun yanı sıra bazı suçlarda kanunen, başka bir delile gerek olmaksızın tutuklama nedenlerinin olduğu varsayılır, kuvvetli suç şüphesi aranmaz. (En somut örneği adam öldüren kişi tutuklanır)
Eğer bir kimse hakkında tutuklama nedenleri yani suçu işlediğine ilişkin kuvvetli şüphe bulunmakla birlikte duruma göre tutuklama kararı vermek hakkaniyete uygun düşmüyorsa o zaman kişiye adli kontrol uygulanabilir. (Bazı suçlarda süre sınırı vardır) Adli kontrol uygulanması tutuklanmaya alternatiftir ve ikisi bir arada uygulanmaz. Adli kontrol genellikle kişinin yurtdışına çıkışının yasaklanması, yüklü miktarda para cezası verilmesi (Adamın çok parasını alırsak bir yere gidemez herhalde diye düşünmüş kanun koyucu) şeklinde kendini gösterir. Bununla birlikte kanunda başka alternatif adli kontrol hükümleri de vardır.
Bir kimse gözaltına alınıp daha sonra tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk edildiğinde mahkeme kişinin tutuksuz yargılanmasına karar verir ve adli kontrol uygulanmasına gerek görürse bunun anlamı şudur; Söz konusu kişinin suçu işlediğine dair kuvvetli bir şüphe varolmakla birlikte (Bu tek başına tutuklama için yeterlidir) kişi hakkında tutuklama kararı verilmesi hakkaniyete uygun görülmemiş ve kendisine adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
Bir kimse hakkında adli kontrol kararı verildiğinde bunun anlamı boş yere gözaltına alındı sonra serbest bırakıldı demek değildir. Aksine kişiyi tutuklayabilecek kadar kuvvetli bir suç şüphesinin olduğu ama duruma göre tutuklama kararının verilmesine gerek görülmediğidir.
Yine tersi manada da bu, bir kimsenin illa o suçu işlediği anlamına da gelmez. Suç şüphesinin kuvvetli olması bir kimseyi mahkum etmek için yeterli delile ulaşıldığını dolayısıyla kişinin beraat edemeyeceğini de göstermez. Her iki türlü yapılan değerlendirme de yanlıştır.