2

Medeniyetler Çatışması; Öngörülen Çatışmanın Temel Kaynağı

Farklı kültür gruplarına ait olan devletler, imparatorluklar tarih boyunca çeşitli sebeplerle savaşmışlar veya çatışmışlardır. İnsanlık tarihinde farklı ülkeler arasında vuku bulan bunca savaş söz konusuyken burada dikkat çekilmesi gereken en önemli soru Samuel Huntington‘nın medeniyetler çatışması tezinin neden bu kadar çok konuşulup önemli bir yere sahip olduğu ve en önemlisi tarihte diğer çatışmalardan farklı olarak nasıl bir çatışma şekli öngördüğüdür. Huntington tezini kısaca aşağıdaki şekilde özetlemektedir;

Tezim odur ki bu yeni dünyada çatışmanın temel kaynağı öncelikli olarak ideolojik veya ekonomik olmayacaktır. İnsanlık ile çatışmaya yön veren kaynaklar arasındaki bu derin bölünme kültürel olacaktır. Ulus devletler dünya meselelerinin en önemli aktörleri olarak  varlıklarını sürdüreceklerdir lakin küresel politikanın karşılaşacağı başlıca çatışmalar, uluslar ve farklı medeniyet grupları arasında gerçekleşecektir. Medeniyetler çatışması küresel politikaya yön verecektir. Medeniyetler arasındaki bu aksaklık çizgileri geleceğin çatışma (savaş) çizgileri olacaktır.

Dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan birisi öngörülen bu çatışma şeklinin ana kaynağının kültürel olduğudur. Somutlaştırmak gerekirse geçmişte Almanya ile Fransa tarihin belli dönemlerinde savaşmışlardır. Lakin bu savaşlarının hiçbirisi tek başına bir tarafın Alman diğer tarafın Fransız olmasından kaynaklanmamıştır. 20. yüzyıl öncesine kadar devletlerin birbirleriyle savaşma gerekçeleri çoğunlukla ekonomikti. Yeni sömürge yollarının kurulmaya çalışılması, sanayileşme çabaları gibi hususlar devletleri birbirleriyle savaşmaya zorlamıştır. Özellikle Fransız devrimi sonrasında ortaya çıkan milliyetçilik akımları devlerin savaşmaları için farklı saikler ortaya çıkartmış olsa da bu durum yukarıdaki hususu değiştirmemektedir.

Geçtiğimiz yüzyıla baktığımızda ise devletler arasındaki savaşların özellikle birinci dünya savaşından sonra daha çok ideolojik olduğunu görürüz. Rusya’nın komünizmi, Nazi Almanya’sının nazizmi ve bunların karşısında ise Amerika’nın liberal bir demokrasiyi savunması gibi hususlar gerek bu devletleri gerekse bu akımlardan etkilenen diğer devletleri ideolojik bir kamplaşmanın, farkında olmadan bir tercih yapma durumunda kalmanın eşiğinde bırakmıştır. Sovyet Rusya’nın yıkılmasıyla son bulan ve Soğuk Savaş olarak adlandırılan bu dönemde dünya politikasına, neredeyse tamamen “ideolojiler” yön vermiştir.

Sovyet Rusya‘nın yıkılmasının ardından genel olarak dünya siyasetine baktığımız zaman Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi ideolojik bir kamplaşmanın olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Somutlaştırmak gerekirse sol görüşe sahip olan birçok parti artık milliyetçilikle özdeşleşmiş argümanları ve yine birçok sağ parti de yıllarca sosyalistlerin dillerinden düşürmediği insan hakları, özgürlük gibi kavramları rahatlıkla kullanabiliyor. (Örneğin ülkemizde CHP‘nin Kıbrıs, özelleştirme, terör sorunu gibi hususlardaki milliyetçi söylemleri. Yine Ak Parti‘nin Avrupa Birliği sürecinde demokratlık, hak ve özgürlük gibi hususlara sıkça değinmesi).

Modern dünyanın bundan önce birbirleriyle çatışmaları yukarıda da değinildiği üzere imparatorluklar, prenslikler ve ulus devletler arasındaydı. Tarihte Haçlı Seferleri gibi birkaç vakıanın dışında bütün bu savaşlar daha çok devletlerin birbirlerine ekonomik manada üstünlük sağlamaya veya benimsedikleri ideolojileri yaymaya çalışmalarından kaynaklanmıştı. 

Öngörülen sebepleri bir sonraki yazıda açıklanmaya çalışılacak olan kültürel çatışmalar Huntington’a göre, dünya politikasını ister istemez batılı olanlar ile olmayanlar arasındaki bir mücadeleye sürüklemektedir. Çatışmanın bu yeni şeklinde yukarıda verilen örneğin aksine Fransa ile Almanya arasında bir çatışma öngörmemektedir. Çünkü bu iki devlet “aynı medeniyet (kültür)” grubundadır. Bir Fransızın bir Almana olan farklılığı, bir Araba veya Japona olan farklılığından daha fazla ve derin değildir. Çünkü neticede ikisi de batılı bir ülkedir. (Çatışma olasılığı çok daha düşük olarak değerlendirilmektedir çünkü tezin dayanağını teşkil eden kültürel farklılık bilinci bu iki devlet arasında daha az gerçekleşecektir)

Bu husus bir sonraki yazı “Medeniyetlerin Doğası” ile daha iyi anlaşılacaktır sanırım.

Benzer Yazılar

2 Yorum // Yorum Yapın

  1. Heartsmagic - Gravatar
    1

    Heartsmagic  |  7 Nisan, 2008 @ 21:58 #

    Sebeplerini merakla bekliyorum. Nedense bana geçmişte olan çatışma nedenlerinin sona erip sadece medeniyetler bazında çatışma olacağı konusu pek tutarlı gelmiyor. Dediğim gibi merakla bekliyorum.

  2. Suskun - Gravatar
    2

    Suskun  |  8 Nisan, 2008 @ 15:01 #

    Birkaç yazı daha sadece tezi üzerinden yazıyı götüreceğim. Yani tezin ne anlatmak istediğiyle alakalı yazılar yazacağım. Ondan sonra kendi değerlendirmemi, yanlış bulduğum hususları, eksik gördüğüm noktaları yazacağım. Faydalı olur umarım. En son olarak sizinde değerlendirmenizi mutlaka görmek isterim.

Yorum Yapın

Yorum Kuralları:
* işaretli alanların doldurulması zorunludur. Yazıyla alakalı olduğu sürece her türlü yorumu yayınlarım. Yazıyla alakasız, argo, hakaret veya saldırı içeren yorumları yayınlamama hakkımı sakladım. Bir yorumu yayınlamış olmam yorum sahibinin fikirlerini benimsediğim anlamına gelmez. Mevlana'nın dediği gibi;

Cehalet insanı çirkinleştirir
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek cevabım vardır
Lakin lafa bakarım laf mı diye
Adama bakarım adam mı diye