‘ Şubat, 2008’ tarihli yazılar
0
Anayasa Mahkemesi, ülkemizde özellikle son bir yıldır çeşitli gelişmelerin ardından adını sıkça duymaya başladığımız bir kurum haline geldi. Gerek meclisten geçen yasama işlemi niteliğindeki kararları anayasaya uygunluk açısından denetime tabi tutarak aykırı bulması durumunda iptal edebilmesi gerekse belli suçlara ilişkin olarak Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapabilmesi Anayasa Mahkemesini diğer mahkemelerden ayıran en temel özelliklerdir.
Yücen Divan sıfatıyla yargılama yapabilmesi bir kenara bırakılırsa özellikle Anayasa Mahkemesi’nin demokratik bir seçimle meydana gelmiş bir meclisin çıkarmış olduğu yasaları iptal edebilmesinin gerekçesi demokratik bir ülkede sorulması gereken en temel sorulardan biridir. Zira meclis, millet iradesi ile teşekkül etmiş olmasına karşın Anayasa Mahkemesi, kendi içinde üye seçimi veya atanma ile oluşturulmaktadır. Hal böyleyken sorulması gereken soru nasıl oluyorda atanmış kişilerden oluşan mahkeme heyeti dayanağını milletten alan bir meclisin çıkartmış olduğu yasaları ipal edebiliyor. Bunun meşruiyetinin[...]
Devamını okuyun
2
Etiketler:
aşk,
Byung-hun Lee,
darbe,
kore filmleri,
kore sineması,
Sinema,
uzak doğu sineması,
uzakdoğu filmleri,
uzakdoğu sineması,
vizontele,
yaz
Once in a summer, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle emekliye ayrılmış bir profesör ile gençlik yıllarında bir köyde tanıştığı kütüphaneci bir kız arasındaki yarım kalmış bir aşk hikayesini anlatıyor. Konusundan da kolayca anlaşılabileceği üzere Türk Sineması tadında bir film. Film 60′lı yıllarda diktatörlük döneminde geçiyor ve Yun Suk-young (Byung-hun Lee) malum olduğu üzere politik olaylara karışan bir genci canlandırıyor.
Filmde özellikle televizyonun ilk köye gelmesi anı bana direk Vizontele filmini hatırlattı. Şöyle ki televizyonu ilk gören köyün muhtarı diyebileceğim kişi televizyonda kendi yansımasını görünce “gördünüz mü beni gösterdi” diyor ki bu bana direk “Zeki Müren de bizi görecek mi” repliğini hatırlattı. Yine açık havada film izlerken öpüşme sahnesinde annelerin çocuklarının gözlerini kapatması ve sonrasında birisinin “ya bu ne biçim” film demesi çok hoşuma giden sahneler arasındaydı.
Devamını okuyun
0
Giving up doesn’t always mean you are weak…Sometimes it means that you are strong enough to let go. Vazgeçmek her zaman zayıf olduğunuz anlamına gelmez. Bazen bırakmak için yeterince güçlü olduğunuzu gösterir.(Anonim)
Devamını okuyun
1
Fanteziler gerçekdışı olmak zorundadır. Çünkü istediğiniz şeyi elde ettiğiniz anda artık onu istememeye başlarsınız. İsteğin devam edebilmesi için objesinin sürekli olarak eksik kalması gerekir. İstediğiniz o şey değil onun fantezisidir. İstek çılgınca fantezileri destekler.”Sadece gelecekteki mutluluğumuzun hayalini kurarken gerçekten mutlu oluruz.” derken Pascal’ın anlatmak istediği de buydu. Bu nedenle “Avlanmak, öldürmekten daha zevklidir.” deriz ya da “Ne dilediğine dikkat et” ona sahip olacağın için değil ona sahip olduğun zaman artık onu istemeyeceğin için. Lacan’ın verdiği ders şu: İstekleriniz doğrultusunda yaşamak sizi asla mutlu etmez.
Gerçek anlamda insan olmak demek fikirler ve idealler için yaşamak demektir. Hayatınızı istediklerinizin ne kadarını elde ettiğinizle değil yaşadığınız samimiyet, şefkat ve özveri anlarıyla ölçün. Çünkü sonunda kendi hayatlarımızı önemli kılmanın tek yolu diğer insanların yaşamlarına değer vermektir. The Life of David Gale, David Gale.
Bunu duyduktan[...]
Devamını okuyun
0
Geçtiğimiz günlerde Microsoft, Yahoo’ya 44.6 milyar dolarlık bir teklifte bulundu ve Google çok geçmeden böyle bir satın almanın internetin geleceği açısından sakıncalı olduğunu ve hukuki sorunlar içerebileceğine ilişkin bir açıklama yaptı. Bu bahsedilen hukuki sorunlar neler olabilir elbette tam anlamıyla bilemiyorum. Ancak böyle bir durum karşısında Microsoft hangi kurum ya da kuruluşlarla sorun yaşayabilir diye düşündüğümde aklıma ilk gelen Avrupa Birliği oldu.
Avrupa Birliği her ne kadar serbest piyasa ekonomisini (free market economy) benimsemiş olsa da özellikle son yıllarda serbest piyasa ekonomisinin sınırlarını belirlemek adına bir takım kriterler koymaya çalışmaktadır. Bu kriterlerin en başında “hakim durumun kötüye kullanılması(abusing the dominant position)” gelmektedir. Serbest piyasa ekonomisinin doğal sonucu olarak herhangi bir şirket piyasanın elverdiği ölçüde istediği gibi büyüyebilir ve ona göre bir pazar payı elde edebilir.
Devamını okuyun