Balık Tutmak vs Hayalleri Unutmak
Balık tutmak ortaokul yıllarımda başlayan, yapmaktan herzaman büyük keyif aldığım ve yapmayı ihmal ettiğim zamanlarda çok özlediğim bir tutkum. Özellikle ortaokul yıllarında hemen hemen hergün balık tutmaya giderdim. Annemler anlamasın diye sabah erkenden kalkıp giderdim ve öğlen olduğunda eve gelir yemeğimi yer sonra tekrar göle dönerdim. Babam bisiklet aldığı zaman eminim böyle bir üçkağıtçılık yapacağımı düşünmemiştir.
Balık tutarken ençok hoşuma giden şeylerden birisi güneş suya vurduğu zaman oluşan ışık hüzmelerinin sağa sola yansımasıydı. Hafiften esen rüzgarın yüzünüze bıraktığı o hafif serinlik ise tasvir edilecek gibi değil. Elimde olta sabahtan akşama kadar o şekilde otururdum. Balık tutmak gibi bir derdim zaten yoktu; tuttuklarımı da geri bırakıyordum. O anki sessizliği, kurduğum hayalleri ve hiç bitmeyecek gibi gelen huzuru hep anımsarım öyleki bu ruh halinin tadını hala hissederim ve ne zaman herşeyden kaçıp kurtulmak, birazcık huzur bulmak istesem gözlerimi kapatır ve o anları hayal ederim.
Kurduğum hayaller çok mu afakiydi yoksa düşündüğüm şeylerin “sadece hayal” olduğunun farkına varacak kadar olgun muydum. Bildiğim kurduğum hayalleri, söylediğim şarkıları ve dalgaların bana hatırlattığı şeyleri çoktan unutmuşum. Büyümek, çocukluktan uzaklaşmak böyle birşey midir. Kim bilir![foto orj]