1

Masumiyetin Bittiği Yerde Efsaneler Başlar

“Kimi insan kendi içinden gelen sesi açık seçik duyar ve bu sese kulak verip yaşar. Böyle insanlar ya delirir ya da efsane olurlar.”

Legends of the fall Legends of the fall, 1994 yapımı Jim Harrison’nın aynı isimli romanından sinemaya aktarılmış ve başrollerini Brad Pitt, Anthony Hopkins, Aidan Quinn‘nin paylaştığı en iyi görüntü oskarını almış olmanın yanı sıra bir çok ödüle aday gösterilmiş Edward Zwick imzalı bir film.

Albay William Ludlow Amerikan Hükümeti’nin Kızıl Derelilere karşı yaptıklarından rahatsızlık duyar ve buna daha fazla dayanamayarak yine bir Kızıl Dereli olan dostu Tek Bıçak (Gordon Tootoosis - One Stab) ve işçileri ile Montana’da büyük bir ev inşa edip yaşamaya başlarlar. Albay Ludlow’un 3 oğlu vardır; Tristan (Brad Pitt), Alfred (Aidan Quinn) ve en küçükleri Samuel (Henry Thomas). En büyükleri Alfred yaşına göre olgun davranışlar sergileyen her zaman dikkatli ve sorumluluk sahibi birisidir. En küçükleri Samuel ise eğitimli olmasına karşın daha saf ve kırılgandır. Diğer kardeşleri tarafından sürekli korunmaktadır. Ortanca kardeş Tristan ise vahşi, kaba, kendine güvenen ve Kızıl Dereli kültürüne meraklı olan kardeştir. Albay Ludlow’un eşi Isabel Ludlow Montana’nın çok soğuk olduğunu düşündüğü için şehre yerleşmiş bir daha da geri dönmemiştir. Samuel annesinin yanında eğitimini tamamlamıştır. Üniversitede tanıştığı Susannah (Julia Ormond) ile nişanlanmış ve henüz I.Dünya Savaşı başlamadan önce nişanlısını babası ve kardeşleri ile tanıştırmak için birlikte Montana’ya gelmişlerdir. Gelmelerinden kısa bir süre sonra da I.Dünya Savaşı başlamış ve Albay Ludlow’un tüm karşı çıkmalarına rağmen Samuel ve Alfred savaşa katılmışlardır. Tristan ise diğer iki kardeşini korumak için savaşa katılmıştır. Ve hikaye bundan sonra başlar.
“Her savaşçı, kendisini iyi bir ölümün beklediğini ümit eder. Ama Tristan bekleyemedi;kendi ölümünü aramaya gitti.”

Bazen içimizde sebebini bilmediğimiz bir öfke, kızgınlık yani yaşadığı dünyaya sığamama hali hissederiz. Öyle ki yüksek bir tepeye çıkıp avazımızın çıktığı kadar bağırmak, yaşadığımız şehirden kaçıp uzaklaşmak ve içimizde biriken bu ne olduğunu bilememek halinden kurtulmak isteriz. Bunu isteriz çünkü hayatta en çok sevdiğimiz insanlar en çok zarar verdiğimiz insanlar haline gelmiştir. Kaçıp uzaklaşmak herkes için yapabileceğimiz en iyi şeydir ve öyle de yaparız. Dediği gibi şairin;

Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını…

Ümit Yaşar Oğuzcan,Acılar Denizi

Aradan zaman geçip içimizdeki öfke dinince bulabilmek için geride bıraktıklarımızı geri döneriz. Ama ne mevsim bizim gittiğimiz mevsimdir ne bıraktıklarımız artık bize aittir. Herşey için çok geçtir. Tutunduğumuz dal kuruyor, sevdiğimiz insanlar hep bizden zarar görüyor kısacası hiçbirşey yine iyiye gitmiyor. Her savaşçı, kendisini iyi bir ölümün beklediğini ümit eder şeklinde başlayan hikayemiz;

“Mezarı belli değil, ama bunun bir önemi yok. Zaten hep sınırda yaşamıştı; bu dünya ve öteki dünya arasındaki sınırda. İyi bir ölümdü. “ şeklinde biter.

Kısa kısa;
-Film vizyona girdiği tarihte önemli bir gişe başarısı elde edememiştir fakat daha sonra dvdlerinin piyasaya girmesiyle çok büyük bir başarı yakalamıştır
-Brad Pitt’in canlandırdığı Tritan karakteri için ilk önce Jonny Depp düşünülmüş fakar Jonny Depp bu teklifi reddetmiştir.
-Filmde Tristan ve Alfred’in Susannah için tartıştıkları sahnede Brad Pitt yönetmenle yaşadığı bir tartışmadan dolayı gerçekten sinirlenmiş ve sahne Brad Pitt o haldeyken çekilmiş.
-Filmde bize hikayeyi anlatan ve Tek Bıçak karakterini canlandıran Gordon Tootoosis, Into The West dizisinde de yine bu filmdekine benzer bir karakter olan Growling Bear (Gürleyen Ayı) karakterini canlandırmıştır. Her iki rolde de hikayelerin etkileyiciliğinde önemli bir yeri vardır.
-Filmde kullanılan mekanlar güzelliğiyle birçok kişinin ilgisini çekmiş ve daha sonra başka filmlere de ev sahipliği yapmıştır.
-Film görüntüsünün yanı sıra müzikleriyle de dikkat çekmektedir. Filmin müzikleri Braveheart, Titanik, Troy, A Beautiful Mind, Iris gibi önemli yapımların müziklerini de yapan James Horner imzalı.
-Film Türkçe’ye İhtiras Rüzgarları şeklinde çevrilerek resmen katledilmiştir. Zannımca filmin çekildiği dönemdeki pembe dizilerden fazla etkilenilmiş. Filmin ismindeki “fall” kelimesi sanıldığı gibi güz, sonbahar anlamında kullanılmış bir kelime değildir. Kelime daha çok masumiyet odaklı olarak kullanılmıştır. Zira filmin afişinde de “masumiyetin bittiği yerde efsaneler başlar” demektedir. Son olarak film izlendiği zaman masumiyet kavramının neden vurgulanmak istendiği daha kolay anlaşılacaktır.
-Film hakkında daha detaylı bilgilere beyazperde, imdb ve wikipedia üzerinden ulaşabilirsiniz.

Benzer Yazılar

1 Yorum // Yorum Yapın

  1. tekin - Gravatar
    1

    tekin  |  22 Kasım, 2007 @ 01:22 #

    Film ilk defa bu tarz film izleyenler için sıkıcı gelebilir belki ama sanat filmlerinden hoşlananlar için gerçekten muhteşem bir yapıt. Ayrıca kısa kısa da belirtilen yerler de dikkat çekici. Brad Pitt filme en uygun oyunculardan biri bence. Jonny Depp’i düşünmedim ama bence kadro bir bütün oluşturabilmiş.

Yorum Yapın

Yorum Kuralları:
* işaretli alanların doldurulması zorunludur. Yazıyla alakalı olduğu sürece her türlü yorumu yayınlarım. Yazıyla alakasız, argo, hakaret veya saldırı içeren yorumları yayınlamama hakkımı sakladım. Bir yorumu yayınlamış olmam yorum sahibinin fikirlerini benimsediğim anlamına gelmez. Mevlana'nın dediği gibi;

Cehalet insanı çirkinleştirir
Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek cevabım vardır
Lakin lafa bakarım laf mı diye
Adama bakarım adam mı diye